Yaratıcı gençlik platformu

#OnceErasmusAlwaysErasmus

Yurt dışı eğitimleri serimizin bu ayki yazarı, Letonya’da Latvia Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’ndeki Erasmus macerasını büyük bir hevesle anlatan Tuba Erva Arıcı oldu.

Hayallerinizi bir gün gerçekten gerçekleştirebileceğinize inandınız mı hiç? Ben İstanbul’da derslerle hiç alakası olmayan bir düz lise öğrencisiyken bile hayal kurmayı bırakmadım. Üniversiteye geçtikten sonra sadece hayatımda birkaç şeyi değiştirerek bu hayalime ulaşabileceğimi fark ettim ve şu an bu yazıyı size Letonya Riga’daki yurdumun odasından yazıyorum. Lisede ergenliğe yeni girmenin verdiği boşvermişlik yüzünden AFS şansını değerlendiremedim (Bilmeyenler için AFS, lisede eğitim gördüğünüz süre zarfında bir sene yurt dışında okumanıza imkan sağlayan bir program). Üniversiteyi kazandığımı öğrendiğim andan itibaren kafamda tek bir hedef vardı: ERASMUS. Ben, lisede hiç ders çalışmamış insan, ortalama kasıp Erasmus’a gideceğim diye sabahlara kadar ders çalışan birine dönüşmüştüm.

Tohumlar fidana, hayaller gerçeğe

Yeterli ortalamayı tutturduktan sonra geriye tek bir şey kalmıştı; Erasmus’a başvurmak. Başvuruların açıldığı gün 00.00’da Erasmus’a başvurmak için siteye girmiştim bile, böyle bir heyecan ve isteğe sahiptim. Başvurumun ardından sınava girmeye hak kazandığıma dair bir mail aldım ve Mart ayında sınava girdim. Sınavdan bahsedecek olursam, sınavın içeriği okuldan okula değişim göstermekte. İngilizce bilginiz normal düzeydeyse sınavda çok zorlanacağınızı sanmıyorum.

Yedekten asile

Mart ayının sonuna doğru sınav sonucu açıklandı ve 20 kişi arasında 6. olduğumu öğrendim. Bu durumda gitmem neredeyse imkansızdı çünkü bölümüm sadece 4 kişiyi gönderiyordu. Gitmemin mümkün olabilmesi için önümdeki 2 kişinin toplantıya katılmaması gerekiyordu ve mucizevi bir şekilde öyle oldu. Uluslarası ilişkiler koordinatörü gözümün içine bakıp “E onlar gelmediğine göre yedekten asile yükseldin, Letonya’ya seni gönderiyoruz” dediğinde kalbimi yerinden çıkmaması için zor zapt ediyordum. Toplantıdan çıktıktan hemen sonra annemi arayıp telefonda bir güzel haykıra haykıra ağladım. Tüm bu “zor” gözüken kısımlardan sonra asıl zorun ne olduğunu öğrendim. Tüm o belgeler, transkriptler, karşı okulla yazışmalar, vize… Hayatım boyunca aldığım en ciddi belge muhtardan ikametgah belgesiyken birden bu kadar çok belge ve prosedürle karşı karşıya kalınca gözüm biraz korktu. Mental yorgunluğu iliklerime kadar hissettim belki, evet ama kendin için sorumluluk alıyor olmak o hissi bir nebze de olsa bastırdı.

Erasmus’un avantajları ve avantajları

Hayır, benim açımdan bu programın hiçbir dezavantajı yok. Bambaşka bir ülkede yaşamak, o kültüre adapte olmak, dünyanın her yerinden arkadaş edinmek, gerçek anlamda tek başına olmayı öğrenmek ve daha sayamayacağım bir sürü şey. Kendi sınırlarınızı ölçmek için bundan güzel bir şans olacağını sanmıyorum. Dil geliştirmek için mükemmel bir program çünkü günün neredeyse her anı İngilizce konuşmak zorundasınız. Erasmus’a başlamadan önce dil konusunda çok çekincem vardı. Sanki herkes Obama gibi İngilizce konuşacak bense “I go, you go, we go” seviyesinde kalacakmışım gibi düşünüyordum hep, ama öyle olmadı.

 Yeni birçok şey kattım hayatıma Erasmus sayesinde. Hayatımda ilk kez operaya, baleye ve buz hokeyi maçına gittim, ilk kez Noel yemeği yedim, ilk kez hiç tanımadığım insanlarla delicesine dans ettim, korkmamayı ve pes etmemeyi daha iyi öğrendim ve daha bir sürü şey.

Bir dönem yetmez, iki olsun

Benim bölümüm için iki ülke seçeneği vardı, bunlardan biri Hollanda iken diğeri Letonya’ydı. Ben hep Hollanda hayali kurmuştum tabi ama en son karar veren öğrenci ben olduğum için kalan ülkeyle yetinmek zorundaydım. Şu an iyi ki Letonya’dayım diyorum. Diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha ucuz ve Avrupa Birliği’nin verdiği hibe ile normal bir şekilde yaşanabiliyor. Hep görmek istediğim İskandinavya’ya yakınlığı ile gönlümü fethetti bu ülke. Genel olarak Baltık ülkeleri Erasmus için birebir diyebilirim.

  Eğer Hollanda’ya gitseydim yarım dönem okuyacaktım, okulumun Letonya’yla anlaşması iki dönemlik olduğu için yaklaşık bir senemi burada geçiriyorum. Düşünüyorum da, tek dönem yetmezdi bu yaşamın tadını gerçek anlamda çıkartmaya. Geri dönmeyi hiç düşünmedim mi, elbette düşündüm. Düşünmemin tek sebebi derslerimin pek iç açıcı olmamasıydı. Sonradan farkına vardım ki bir daha hiçbir zaman böyle bir şans elde edemeyeceğim, elimde olan bu fırsatı sonuna kadar kullanmalıyım. En fazla bir sene okulum uzar ama burada deneyimlediğim tecrübeler bunu göze almaya değer.

Eğitim konusunda Letonya ortalama bir ülke. Eğitim sistemleri bizimkinden çok daha farklı olduğu için başta biraz zorluk çektim. Teorik derslerden çok pratik dersleri gördüm. Bu dönem aldığım yedi dersin beşinden geçtim. Gözünüzü korkutmayın, düşündüğünüz kadar zor değil hiçbir şey.

Sen nasıl Erasmuslusun, hiç gezmedin mi diye soracak olursanız, elbette ki gezdim. Erasmus’un anlamlarından biri sadece gezmek çoğu insan için. Fakat ona bu yazımda yer vermeyeceğim, ayrı bir başlık altında gelecek aylardaki sayılardan birinde bahsedeceğim.

Gezi yazım hakkında küçük bir spoiler. Alman Federal Meclisinde dabbing.

Eğer aklınızdan bir kez olsun Erasmus’a gitmek geçtiyse hiç düşünmeyin, başvurun derim. Kaybedeceğiniz hiçbir şey yok ama kazanacağınız çok şey var. Erasmus size dünyanın bütün zevklerini tattırabilecek bir program. Aynı zamanda dünyanın kötü yanlarını da gösterip güçlenmenizi, daha sorumluluk sahibi ve korkusuz bir birey olmanızı sağlıyor.

Son olarak bölümümün hakkını vermem gerektiğine inandığım için kendi reklamımı yapıp sizleri saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Blogumu takip etmek isterseniz; benimgozumdenerasmus.blogspot.com

Gittiğim yerler ve daha bir çok fotoğraf için; instagram.com/januserv

 

Leave a Comment