Yaratıcı gençlik platformu

El Clasico emojileri açıklandı

Twitter, Real Madrid ile Barcelona arasında oynanacak El Clasico için emojiler üretti

Real Madrid, Barcelona’yı bu hafta sonu pazar günü 21:45’te ağırlayacak. Dünyanın merakla beklediği derbi, sadece spor camiasında değil; Twitter’da da yankı buldu. 

Twitter, El Clasico’ya özel olarak dokuz adet özel emoji üretti. Lionel Messi, Cristiano Ronaldo, Luis Suarez, Karim Benzema ve son günlerin sık sık kapışan iki ismi Gerard Pique’yle Sergio Ramos özel emojilere sahip olan futbolcular. Yıldızların soyadlarının başına # koyarak Tweet’lemeniz, emojinin görünmesi için yeterli.

Futbolcuların dışında #ElClasico emojisinde yarısında Real Madrid yarısında Barcelona renklerinin taşındığı bir forma bulunuyor. Real Madrid logosu için #HalaMadrid, Barcelona logosu için #ForcaBarca yazmanız yeterli. 

Real Madrid, kazanması halinde Barcelona ile olan puan farkını 6’ya çıkaracak. Üstelik Barcelona’nın bir maç fazlasını bulunuyor. Başkent ekibi, hafta içi Bayern Münih’i uzatmalara giden karşılaşma sonunda 4-2 mağlup etmeyi başarmış; Cristiano Ronaldo yaptığı hat-trickle Şampiyonlar Ligi’nde 100 gole ulaşan ilk futbolcu olmuştu. 

Barcelona ise dün oynanan karşılaşmada Juventus’a 3-0’ın rövanşında diş geçirememiş ve karşılaşma 0-0’lık beraberlikle sona ermişti. Katalunya temsilcisi bu sonuçla Şampiyonlar Ligi’nden elendi. 

“Hey there! I am using social media”

Yeni neslin kendini sosyal medya akıntısına bırakmasında şaşırılacak bir şey yok ancak onlarca yıllık geçmişi olan futbol kulüplerinin bu piyasada “Artık ben de varım” demesi ilginç bir konu… Çağatay Çelik

Futbol, keşfedildiği dönemden bu yana birçok değişim yaşadı. İlk başlarda fabrika işçilerinin molalarını değerlendirme meşgalesiydi. İşin içine organizatörler girdi, sektörleşme başladı. Oynayanlardan çok düzenleyenler kazandı, tribündekiler zaten çok zengin değildi. Şimdilerde durum tersine döndü. Hatta orta-alt gelir kesimindeki taraftarlar, tribünlerde istenmiyor bile. Onlara da takımlarıyla uzaktan bir bağ kurmak kalıyor. Sosyal medya da bu konuda kapsamlı bir hizmet sunuyor. Elbette ki kulüpler, sadece bu amaç için uğraşmıyorlar. Her şeyin hızlı tüketildiği bu dönemde, birinci ağızdan paylaşımın güzelliğini temsil ediyorlar.  Sosyal medyada en başarılı olan kulüpler tarzında bol istatistikli, verili şeylerden de bahsetmeyeceğim. Çünkü bana göre, bir kulübün çok takipçisinin olması, YouTube’taki videosunun bol izlenmesi sosyal medyadaki başarısından ziyade, evrensel çapta kaç taraftarı olduğuyla doğrudan alakalı şeyler. Örneğin Daley Blind, Ajax’tan Manchester United’a transfer olduğunda Twitter’daki takipçisi %72 arttı. Endonezya’daki Manchester United taraftarı artık Blind’in hayatının kısmi bir parçası olmuştu. Bu yüzden sosyal medyayı daha farklı kullanan kulüplerden bahsedeceğim.

Alman kullanımı

South Park’ın Alman mizahıyla dalga geçtiği bölümü izleyenler bilir. O bölümdeki mizah duygusundan yoksun, komedyen robotu yazan arkadaşlar, özeleştiri vakti çoktan geldi. @borussia_en ve @FCBayernEn kullanıcı adlı hesapları birkaç gün takip etmeniz, şapkayı önünüze koymak için yeter de artar bile. Siz 117 yıl önce kurulan hatta en bilinen sloganları “Sizin nefretiniz bizim gururumuz” olan bir kulübün, şampiyonluk için yarıştığı kulübün rakiplerine Twitter üzerinden teşvik verdiğini düşünebilir miydiniz? Bayern Münih yapıyor! Kulübün CEO’su Karl-Heinz Rummenigge, bu sezon hemen arkalarından gelen RB Leipzig’i yendikleri için Ingolstadt’a Bavyera usulü beyaz sosis hediye etti. Daha sonrasında da “Leipzig’i mağlup edenleri bekleyen şey” ifadeleriyle, güzelce donatılmış bir masa görseli paylaştılar.

Geçen sezon da Bayern’in Atletico Madrid’e mağlup olduğu maçtan sonra, Twitter onları şaşırtmıştı, onlar da bizi. İspanyol ekibi, 28 Eylül’de Bayern’i 1-0 mağlup etti. Bavyera temsilcisi ise bir sonraki günkü paylaşımında, kendilerine “Bunu takip etmek isteyebilirsiniz” diyerek Diego Simeone’yi –bilmeyenler için Atletico Madrid’in teknik direktörü- öneren Twitter’a, bu önerinin görselini alıp “Bu hoş olmadı” cevabını vermişti.

Mizah makinesi ayağınıza geldi

Başlık güldürmemiş olabilir ama Mönchengladbach’ın hesabında belli interaction filtresiyle yaptığınız aramanın sonuçlarına güleceğinize kefilim. Alman kulübü, Ekim 2016’da Celtic’in rakibi olmuştu. Bir İskoç barıysa, günün menüsünde Mönchengladbach’ı doğru yazmayı üç kez denemiş ve becerememiş, sonrasında “Bir Alman kulübü” yazmıştı. Bu görsel gündemi uzun süre meşgul etmişti. Alman kulübü çalışanları, atmaca edasıyla bunu fırsata çevirdi ve Twitter’daki adlarını “Bir Alman kulübü” olarak değiştirdi, aldıkları galibiyetten sonra Breaking Bad’de Walter White’ın “Say my name” dediği GIF’i paylaştı. Hayırlı işler, bol kazançlar tabii. Örnekler çoğaltılabilir ancak anlatılınca komikliği kaçan şeyler olmaması için, kalanları sizin araştırmacı ruhunuza bırakıyorum.

Türkiye’de durum ne?

Türkiye’de 20 milyon taraftarınız yoksa, kendinizi sevdirmek zorundasınızdır. Göztepe, Türkiye’nin en köklü kulüplerinden biri olsa da üç büyükler gibi taraftar sayısına ulaşması zor. Sosyal medyada gündem olabilmek için fark yaratması gerekiyor. Onlar da bunun farkında. Sadece Twitter’da değil, YouTube ve Instagram gibi mecralarda da güzel işler yapıyorlar, klasik kullanımın dışına çıkıyorlar.

Yöneticileri ikna etme noktasında cesaret isteyen bu sürecin nasıl geliştiği de bizim için bir merak konusu haline gelince, sosyal medya kullanımıyla dikkat çeken kulüplerden biri olan Göztepe takımının sosyal medya ekibinden Mert Sarıbaş’a birkaç soru yönelttik. Öğrendik ki klasik kullanımın dışına çıkmak aslında hem yönetimin hem de ekibin ortak fikriymiş.

Türkiye’deki klasik kullanımın dışına çıkmak, bayağı cesaret isteyen bir işti. Böyle bir kullanım fikri nasıl oluştu?

Ortak fikirdi diyebiliriz. Genel olarak baktığımız zaman Göztepe zaten pek çok açıdan Türkiye’deki diğer kulüplerden ayrılıyor. Sosyal medyada da durum aynı. Örneğin geçtiğimiz sezon Instagram hesabımızı 2 gün boyunca başkanımız Mehmet Sepil kullanmıştı. Sosyal medya hesapları kulüplerin dışarı açılan yüzleri ve biz burada farkımızı mümkün olduğunca ortaya koymak istiyoruz. İletişim ekibi olarak bu konuda Türkiye’nin en iyisi olmak istiyoruz ve bunun için mümkün olduğunca yenilikçi hareket ediyoruz. Yönetim kurulu üyelerimizin de bizden beklediği tam olarak bu.

Türkiye’deki kulüplerin sosyal medya kullanımını nasıl buluyorsun?

Türkiye’deki kulüplerin sosyal medya kullanımını, bazı şeylerin farkında olan, sosyal medyaya önem veren yaklaşık 6-7 kulüp ve diğerleri olarak ikiye ayırabiliriz. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş, hitap ettikleri kitlenin geniş olması sebebiyle şanslı durumdalar. Bu kulüpler arasında da Galatasaray bir adım daha önde duruyor fakat orada da şöyle bir sıkıntı var; bu kulüpler de derbi maçlar dışında klasiğe çok yaklaşıyor. Bu kulüpler dışında Başakşehir belki camia baskısından uzak olmanın ve takımın şampiyonluk potasında olmasının etkisi ile son dönemde farklı paylaşımlar yapabiliyor. Basketbol takımları arasında Anadolu Efes ve Banvit dikkat çekiyor. Bunlar dışında maalesef antrenman haberi-maç haberi arasında sıkışıyor kulüplerin sosyal medya kullanımı.

Liglerimizin resmi sosyal medya hesaplarının olmaması ise başlı başına bir gündem olmalı. Premier League hesabı bu konuda örnek alınması gereken bir konumda şu an.

İçeriklerin üretim süreci nasıl gelişiyor? Mesela spontane gelişen işlerde nasıl bir otokontrol mekanizmanız var?

Öncelikle sürekli olarak gündemi takip ediyoruz, ne yapabiliriz diye düşünüyoruz. Real time marketing markalar kadar kulüplerin de aşina olması gereken bir kavram. Ama tabii ki titiz olmak gerekiyor, sonuçta burada da ince bir çizgi var. Bu yüzden aklımıza gelen fikirleri süzgeçten geçiriyoruz ve içimize sindiği zaman yayına sokuyoruz.

Kendi taraftarınızdan ya da rakiplerden hesaplara gelen geri dönüşler nasıl?

Bizim en büyük avantajımız Göztepe taraftarı olduğumuz için taraftarın ne beklediğini biliyor olmamız. Bu yüzden taraftarlarımızın geri dönüşü olumlu oluyor yaptığımız paylaşımlarda. Bugüne kadar rakip taraftarlardan da tepki görmedik hatta ara ara kendi kulüplerine örnek olarak gösterildiğimiz oldu.

Yurt dışındaki kulüplerden ilham alıyor musunuz?

Öncelikle diğer liglerdeki kulüplerin bu konuda bizden daha ileride olduğunu kabul etmek gerek. Twitter’da 200 kadar futbol kulübünün resmi hesabının yer aldığı bir liste takip ediyorum. Neler yapabiliriz konusunda fikir veriyor bu bize. İngiltere, Almanya, Danimarka gibi ülkelerin kulüpleri bu konuda fazlasıyla yardımcı oluyor.

Atletico Madrid ve Athletic Bilbao, sporcularının özel hayatlarına dair birçok paylaşım yapıyor.  Sizin de bu tarz planlarınız var mı?

Evet, Süper Lig’e yükseldiğimizde yapmak istediklerimizden biri de bu. Geçtiğimiz günlerde Liverpool oyuncusu Lovren’in hayat hikayesini anlatan bir belgesel yayınladı. Kesinlikle bu konuda örnek alınması gereken bir çalışma.

 

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Mart 2017 sayısında yayımlanmıştır.

 

 

İngiltere maçından dokuz ay sonra: İzlanda’da nüfus arttı!

İzlanda’da bu hafta yani İzlanda-İngiltere maçından dokuz ay sonra epidural doğum rekoru kırıldı! 


Bundan dokuz ay önceye dönebilseniz ne yapabileceğinizi düşündünüz mü? İzlandalı olsaydınız bu sorunun cevabı çok basitti!  İzlanda, yazın ilk kez katıldığı Avrupa Şampiyonası’nda herkesi şaşırtmayı başarmıştı. Disiplinli savunması, isabetli hücumcularıyla Portekiz ve Macaristan’la berabere kalmışlar; Avusturya’yı 2-1 mağlup ederek son 16’ya kalmıştı. Üstelik taraftarları da tribünlerde yaptıklarıyla taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanmıştı.

Bundan dokuz ay kadar önce Euro 2016’da İngiltere’yi 2-1 yenerek Avrupa Şampiyonası’nda tur atlıyordu. Bu aynı zamanda Roy Hodgson’ın görevinden ayrılması anlamına geliyordu ancak İzlandalılar için olayın anlamı biraz daha farklıydı. Mirror’da yer alan habere göre ülkenin önde gelen hastanelerinden birinde çalışan bir doktor, hafta sonu gerçekleşen epidural doğumlarda büyük bir artış olduğunu ve bunda dokuz ay önce yapılan kutlamaların etkisinin önemli rol oynadığını söyledi. İzlanda’da yayınlanan Visir dergisin aktardığına göreyse Reykjavik’te yer alan Landspitali Hastanesi’nin anesteziyoloji bölümünde çalışan Asgeir Peter de attığı tweet’te 2-1’lik İngiltere galibiyetine dikkat çekiyordu.

Buna benzer olaylara daha önce de şahit olmuştuk. 2006 Dünya Kupası’ndan sonra Almanya’da olduğu gibi… Organizasyon sırasında düzenlenen birçok kutlama dokuz ay sonra doğum oranını yükselişe geçirmişti. Barcelona’nın 2008-09 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde yarı finalde Andres Iniesta’nın Chelsea’ye attığı golden dokuz ay sonra Katalunya’daki doğum oranları %45 oranında artmıştı. Gerard Pique de birkaç hafta önce oynanan tarihi Paris Saint-Germain maçından sonra yaptığı açıklamada hastanelerin dokuz ay boyunca hemşireleri işe almasını çünkü dokuz ay sonra nüfus patlaması yaşanacağını söylemişti!

Futbol sadece futbol… Neyse o malum cümleyi tamamlamayacağız!

“Hocam sınavım var ben oynamasam?”

Leverkusen, İspanya’ya takımın yeni yıldız adayı Kai Havertz’ten yoksun gitti. Sebebiyse 17 yaşındaki futbolcunun sınavlarının olması!

Atletico Madrid’i son yıllarda Vicente Calderon’da mağlup etmek oldukça zor. Özellikle de Şampiyonlar Ligi’nde. Bir de ilk maçtan 4-2’lik avantajlı skoru elde etmişse… Leverkusen tam kadro gitse dahi tur için oldukça zorlu bir mücadeleye girecekti. Ancak sakat ve eksik oyuncuların fazlalığı her şeyi daha zorlu kılıyor.

Almanya temsilcisi, dün resmi Twitter hesabından yaptığı duyuruda bu gece forma giyemeyecek oyuncuları bildirdi. Ömer Toprak, Jonathan Tah, Stefan Kiessling ve Lars Bender sakatlıkları nedeniyle bu gece formalarını terletemeyecek. Buraya kadar sıradan olan haber, 17 yaşındaki yıldız adayı Kai Havertz’in ise okulda önemli sınavları olduğu için bu gece oynayamayacağı açıklanınca gündem oldu.

17 yaşında olmasına rağmen bu sezon 23 maçta forma giydi Havertz. İlk Şampiyonlar Ligi karşılaşmasınaysa Tottenham maçında çıkmıştı. Avrupa’da futbolcuların eğitimleri oldukça hassas bir konu. Belçika’nın son dönemde yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biri olarak gösterilen Youri Tielemans, halen Anderlecht’te forma giyiyor. Çünkü ailesi yıllar evvel gelen teklifler karşısında bunalıp “Oğlumuz tahsil hayatımı sağlıklı şekilde bitirmeden yurt dışına çıkmasına izin vermeyeceğiz” açıklaması yapmıştı. 

Juventus ve taraftarları, takım sevgisini farklı boyuta taşıdı

Juventus, Ocak ayında yeni kulüp logosunu tanıtmış ve birçoklarından tepki çekmişti. Ama belki de en talihsiz olan üç taraftarın gönlünü onlara dövme yaptırarak almayı başardılar

Dövme yaptırmak, birçokları için radikal bir karardır. Eljero Elia, 24 Nisan 2016’da Feyenoord sevgisini, vücuduna taşımaya karar vermiş ancak kulübün adının “Fenenoord” ve maç tarihinin “24 Mayıs” yazılması sonucu mağdur olmuştu. Bu dövme sanatçısı ve müşterisi arasında bir anlaşmazlık ya da beceriksizlik gibi olsa da Juventus’un durumu farklı. Kevin Prota adlı taraftar, 3 Ocak’ta kulübün logosunu sol omzunun arkasına dövme yaptırmış ve bundan gurur duymuştu. Ta ki Juventus, ertesi gün yeni logosunu açıklayana kadar!

Gelen mesajlar sonrasında şaşkına dönen Prota, “Önce inanmadım. Whatsapp grubundan birileri, kulübün logosunun değiştiğini söylediler ve birkaç görsel attılar. İtiraf etmeliyim, bunu internette dönen trollemelerden biri sandım.” diyor düştüğü durum karşısında. “Sonrasında resmi açıklamayı görünce olayın farkına vardım. Olayı sindirdikten sonra gülmeye başladım, olan olmuştu. Ancak Juventus Başkanı Andrea Agnelli’den bir isteğim var, böyle bir durum söz konusu olduğunda lütfen bana haber verin. Telefon görüşmesi olur, mektup fax bile olabilir. Böylelikle bugünü, geriden takip etmem”

Kulüp, yaptığı sosyal medya araştırması sonrasında tek dövme mağdurunun Prota olmadığının farkına varınca harekete geçti ve üç mağdur taraftar için bir dövme kliniği ayarlandı. Prota ve diğer iki mağdur taraftar, yeni logo dövmelerine ücretsiz bir biçimde kavuştular. Biri muhtemelen kulübün tarihine sırtını dönmek istememiş olacak ki pek kimsenin görünmeyeceği bir yere, bacağının üst kısmına yaptırmış.

Zaman değişiyor taraftarların refleksleri de. Juventus’un mağduriyeti giderme çabası da güzel gibi duruyor, sizce?

Noble’ın oğlu West Ham’ın stadının maketini yaptı

West Ham United, çok eğlenceli bir kulüp. Menajer Slaven Bilic’in yeşil saha dışındaki ilgi alanları oldukça dikkat çekse de takımda da birçok konuda yetenekli isimler var. Hatta takım dışında bile!

Çoğu futbolcunun çocuğu, babasının izinden gitmek ister. Son olarak Diego Simeone ve Zinedine Zidane’ın oğulları, dünya futbolunda sahne almaya başlamışlardı. Yeşil sahalarda güvenilir olarak bildiğimiz Mark Noble’ın oğlu ise belli ki ileride futbolcu olmayı düşünmüyor. 

Noble Jr.’a ev ödevi olarak, babasının çalıştığı iş yerinin modelinin yapması istenmiş. Bu zorlu görev karşısında ne tepki verdiğini bilemediğimiz Noble Jr, West Ham’ın Londra Stadyumu’nun maketini yapmaya koyulmuş. Ortaya öylesine etkileyici bir iş çıkarmış ki eğitim hayatının kalanında mimarlığa yönelmeli! En yüksek not hangisiyse sanıyoruz A+ oluyor, bizden kaptın küçük Noble!

All-Star emojileri açıklandı

NBA All-Star günlerine az kalmışken herkesin beklediği emojiler nihayet açıklandı Söz konusu emojilerden bazıları, diğerlerinden daha iyi görünüyor. Önce sıkıcı olanlarla başlayalım 


Paul Millsap ve Kemba Walker, üzgünüz ama çok sıradan emojileriniz var. Carmelo Anthony'nin ki de orijinal değil, ama onun kendi emoji aplikasyonu mevcut, buradan ulaşabilirsiniz… 

Kevin Durant de sıkıcı olanlar arasında yer aldı. Oyunu NBA tarihinin en etkileyici performansları arasında olabilir ancak sahada her şeyi oldukça kolay gösteren yeteneği, kimilerince ruhsuz bulunuyordu. Emojisi de bundan nasibini almış gibi duruyor…

Ne iyi ne kötülere geldik, yüzler. Kyle Lowry, DeMar DeRozan, Gordon Hayward ve DeAndre Jordan'ın yüzlerine bakmak içinizi açar mı bilemeyiz ama Giannis Antetokounmpo'nun emojisine yapılan ufak dokunuş, onu diğerlerinden ayırmış. 

Memphis Grizzlies için logoları önemli olabilir ama Marc Gasol'le uyumlu olduğunu söylemek, onun için haksızlık olur. Paul George'unki de içimizi baydı!

Jimmy Butler'ın emojisinde boya olmasına anlam veremediğimizi belirterek listemizin üst sıralarına geçelim. 

Isaiah Thomas'ın emojisi, forma numarasından fazlası. Küçük adam, girdiğinde yüzüne bakılmadığı NBA'de herkese küçük bir ders veriyor! 

Russell Westbrook'unkisinde bulunan yıldırım, gayet yerinde. Ancak bu sezon ortaya koyduğu çılgın performansın yüzü suyu hürmetine biraz daha emek verilebilirdi demesek içimizde kalır! 

Draymond Green'in imza hareketi, emojisine yansımış. Daha idealini düşünemiyoruz! 

LeBron James birçokları için halen NBA'in hatta tarihin en iyisi. Özellikle de geçen sezon yaptıklarından sonra. Tahtı ondan daha fazla hak eden yok!

Sıkı bir takipçiyseniz, DeMarcus Cousins'ın boogie dansını biliyorsunuzdur. Daha iyisi yapılamazdı, gelin kabul edelim!

Steph Curry'nin şutörlüğünü düşününce daha kesici bir şeylerle özdeşleştirilebilirdi demek istiyoruz ancak bu da güzel. Şef!

John Wall'u daha iyi tarif eden bir şey olamazdı! 

Anthony Davis'in emojisinin sadece üst kısmına baktığımızda kaşları, bıyık sanılabilirdi ama büyük çerçeveden bakılması, onun için de iyi olmuş! 

Kawhi Leonard deyince aklına savunma gelmeyen var mı? Savunduğu rakibini öylesine boğduğu anlar oluyor ki izlerken bazen karşısındakine üzülüyoruz! Daha iyisi olamazdı!

Klay Thompson'un köpeği Rocco, muhteşem bir hayvan. Bu da en iyi emojilerden biri. 

Devir artık niş işlerin devri. Sade bir şıklık ön planda. James Harden'ın emojisi bu açıdan en iyilerden biri. Ama bir Kyrie Irving değil!

Listemizin son sırasında Cavaliers'ın göz bebeği var. Kısa ve net konuşacağız: Bu emoji, NBA'in yeni logosu olabilir mi? Bunun için nereye başvurmamız gerekiyor?

Obama’nın Darmstadt taraftarı olduğunu biliyor muydunuz?

ABD'nin eski başkanı Barack Obama, hayatını Bundesliga'da devam ettiren Darmstadt 98'i Twitter'dan takip etti.


Haber değerini sorgulamayın. Şimdiye kadar birçok ünlünün desteklediği futbol kulüplerini öğrendik ancak böylesine denk gelmemiştik. Örneğin Kraliçe II. Elizabeth'in Arsenal, James Bond'un Liverpool taraftarı olduğu biliniyordu. Hatta Michael Jackson, gittiği bir konser sonrasında ABD'ye Nice formasıyla dönmüştü! Popülaritesi Almanya'da bile çok olmayan Darmstadt, şu anda Barack Obama'nın takip ettiği tek profesyonel futbol kulübü konumunda!

Kişisel Twitter hesabında 631 bin kullanıcıyı takip eden Obama'nın bu yolla takipçi kasmaya çalıştığını düşünenler yok değil. Alman kulübünü takip ettiğini ortaya çıkaran ise yerel bir radyo kanalı oldu. 631 bin hesap arasında derin bir kazı yapan kanal emekçilerine de buradan bin selam olsun. Bu haberin gündem olmasıyla birlikte Darmstadt'ın sessiz kalması beklenemezdi. Kulübün  futbolcularından Terrence Boyd hemen kamera karşısına geçirildi, eline vatandaşı Obama'nın adını taşıyan bir forma tutuşturuldu ve eski başkan Böllenfalltor Stadı'na davet edildi. 

Almanya'nın Bild gazetesi, 2008 yılında Obama'nın West Ham United'a gönül verdiğini, onu taraftar yapanınsa üvey kardeşi Auma olduğunu yazmıştı. İngiliz ekibinin menajeri Gianfranco Zola da "Obama eğer stadımıza gelir ve bir maçımızı izlerse bundan büyük mutluluk duyarız. Ancak önümüzdeki günlerde çok meşgul olacağı için şimdilik bu mümkün gözükmüyor" açıklamasıyla açık davet yollamıştı. Belki Darmstadt başarılı olabilir!

“Mutluluğun resmini çizebilir misin Defoe?”

Dün akşam saatlerinde dört Sunderland oyuncusu, kanser hastası Bradley Lowery'i ziyaret etti.


Futbolcuların, hastalanan taraftarların isteklerini gerçekleştirmeleri, onları ziyaret ederek hayatlarında iz bırakmaları alışmadığımız bir durum değildi. Sunderland oyuncularının yaptığı bu yüzden kimseye şaşırtıcı gelmedi. Ancak Jermain Defoe'nun yaptığı birkaç saattir manşetleri süslüyor. 

Sebastian Larsson, John O'Shea ve Vito Mannone, Jermain Defoe'nun peşine takılarak Sunderland'in en tutkulu destekleyicilerinden olan minik Bradley Lowery'yi ziyarete gitti. Ender görülen bir kanser türü olan nöroblastomayla savaşan beş yaşındaki Lowery'nin takımına olan bağlılığı sadece bizim değil, tüm dünyanın dilindeydi. Chelsea maçının hemen öncesinde sahaya çıkmış ve futbolcularla birlikte ısınarak izleyenlerin de içinin ısınmasını sağlamıştı. Futbolcuların ziyaretinden çok etkilenen Bradley, Jermain Defoe'nun yanından gitmesini istememiş ve İngiliz santrfor da onu kırmayarak bir süre daha refakat etmiş. 

Lowery ailesinin Facebook hesabından yayınladığı mesajda bu ziyaret için çok teşekkür ettikleri ve Bradley'nin özel ziyaretçilerini ağırladıktan sonra neşesinin daha da arttığı söylendi.

Sinir hücrelerinden çıkan bir tümörün neden olduğu kanser türünün tedavisi için yakın bir dönemde yardım kampanyası başlatılmıştı. 700 bin sterlini aşan miktarın yanında Sunderland kulübü, Harry Potter hayranı olan minik taraftarı ve ailesini Warner Bros'un Londra'daki stüdyosuna yollayarak yılbaşı kutlaması hediye etmişti. Bunun yanında Bradley Lowery’nin Chelsea maçı öncesinde attığı penaltı golü, İngiltere'nin en özel futbol programlarından biri olan Match of the Day tarafından Henrikh Mkhiyaryan’ın golüyle birlikte ayın golü seçilmişti.

 

Futbolun gerilla sanatçılarını tanımaya hazır mısınız?

Amsterdam'ın, sanat galerileri ve müzelerle işgal edilmiş bir şehir olduğu malum. Van Gogh, Rijksmuseum ya da Madame Tussauds Müzesi'ni gezerek sanat tarihine dair birçok şeyi öğrenebilirsiniz. Ancak futbol içeren sanat eserlerini görmek için kuyruğa girmenize gerek yok! Üstelik Amsterdam sokaklarında bulunan bu eserleri görmek için oraya gitmenize gerek yok. Çünkü onları ayağınıza getirdik!


Kendilerine verdikleri adla Kamp Seedorf, birçok Hollandalı sokak sanatçısından oluşuyor. Sadece sokakları değil, köprü altlarını, yol kenarlarını, tünelleri ve kanal duvarlarını ünlü futbol figürleriyle donatan bu grup, dünyanın en çok tanınan "gerilla sanatçıları" oldu. Onlar için "Futbolun Banksy'si" diyebiliriz. Bilmeyenler için Banksy ise İngiltere'de sokak sanatıyla uğraşan, ünü tüm dünyaya yayılmış anonim bir sanatçı.

Her şey, Amsterdam'ın en kötü yerlerinden biri olarak bilinen Wibautstreet'te başlamış. Ajax'ın kalesini 1983-1994 yılları arasında koruyan Stanley Menzo'nun çizimi ilk olmuş. Onu Frank Rijkaard ve Patrick Kluivert'ın gençlik halleri izlemiş ve son olarak Ajax'ın dünya futboluna sunmak üzere olduğu son hediyesi Kasper Dolberg gelmiş. 

Grup tüm çalışmalarını öncelikle eğimli ve akrilik renklerin mürekkebini kullanarak büyük kağıt yapraklarına elle çiziyor. Bundan sonra eskizler kesilerek çevreleyen duvarlara yapıştırılıyor. 

2011 yılından bu yana birçok çalışmaya imza atan grubun artık bir internet sitesi mevcut ve birçok ürün satıyorlar. Ancak onlar hala sokaklara ait olduklarını söylemekten de geri durmuyorlar!