Yaratıcı gençlik platformu

JR. Nisan 2017 sayısı çıktı

İllüstratör Melih Çebi’nin en sevdiği filmlerden biri olan Funny Games’i günümüzden ögelerle birleştirdiği kapak çalışmasıyla JR. by Campaign Nisan 2017 sayısı çıktı.

Peki Nisan sayısında neler var:

  • The Campaign: Red Bull Stratos

Red Bull için küçük bir adım ama pazarlama dünyası için büyük bir sıçrama olan Red Bull Stratos, tüm zamanların en “havalı” kampanyası olabilir.

  • Ayın sanatçısı: Melih Çebi

Nisan 2017 sayımızın kapak çizeri, Funny Games’e getirdiği kendine özgü yorumuyla Melih Çebi (27) oldu. Gelin kendisini Inspiration sayfalarımızda tanıyalım.

  • 21. yüzyılın genç nesli aslında tembel değil!

Genç nesli tembel ve sorumsuz olarak değerlendirenlere gerçekten genç birini tanıyıp tanımadıklarını sormak gerek. Çünkü mesaimiz bittikten sonra da inatla çalışmaya devam edenler bizleriz.

  • 2 milyonluk bir ülke: Letonya

Parkları, yemekleri, hala yaşamakta olan Sovyet havası ve Rus mimarisiyle sakin bir ülke olan Letonya’yı, sekiz aydır orada Erasmus öğrencisi olarak kalan Tuba Erva Arıcı yazdı.

  • Remake filmler: Yenilik mi kopya mı?

Sinema’da remake olarak anılan, Türkçeye ise “yeniden çekilen filmler” diye uyarlanan filmler kendini yenilemeyi mi yoksa yapılmış filmin basit bir kopyasını mı sembolize ediyor?

Ve daha fazlası JR. by Campaign’in Nisan 2017 sayısında.

Dijital versiyona ulaşmak için:

Bir kutu mutluluk: Make My Day

DIY konseptiyle birbirinden çeşitli uğraşlar yaratan ve insanlara kaliteli zamanlar yaşatmayı hedefleyen Make My Day’i kurucusu Lara Talvi (27) anlattı.

Henüz 16 yaşındayken etkinlik sektöründe çalışmaya karar veren ve burada uzun yıllar edindiği tecrübeye kısa süre önce kendi girişimini de ekleyen Lara Talvi’yle Make My Day’i ve Kendin Yap (DIY) trendini konuştuk.

Çeşitli şirketlerde çalışarak Türkiye’de Goal sergisinden NASA sergisine, Justin Timberlake’ten Andre Rieu konserine kadar birbirinden önemli konser ve serginin organizasyonlarında yer alan Lara, son dönemde konser ve şov organizasyonlarının durağanlaşmasını kendisi için bir fırsata çevirerek Make My Day için kolları sıvamış. Subscription business sektörünün Amerika’da çok ünlü olduğunu belirten Lara, bu iş modelinin ve Kendin Yap trendinin Türkiye’de de yükselişe geçmesi gerektiği kanısında.

Neden bu alanı ve bu uğraşı seçtin?

Subscription business’ı ben çok beğendim. Türkiye’de çok olmayan, yeni yeni başlayan bir sektör. İki senedir aslında farklı şirketlerde var. Mesela Bi’Kutu Mutluluk var. Benimle eş zamanlı olarak kahve başladı. Dünyanın çeşitli yerlerinden kahve çekirdekleri satıyorlar. Türkiye’de çok yeni, on tane şirket sayamazsınız bununla ilgili. Çok bilinmeyen bir sektör olduğu için subscription business’ı seçtim. Adına Make My Day dedim çünkü konser veya şov getirdiğimde de amacım insanların oraya geldiğinde hakikaten her şeyi unutup üç saati kendine ayırması ve kendini iyi hissederek ayrılmasıydı. Ben de bir yerlerden bir şey alıp satmak istemedim. Kendimden, insanları mutlu edecek bir şey olsun diye başladım bu işe. Ve iki ay içinde de gerçekten Do It Yourself (DIY) konsepti çıktı. Make My Day gibi kendin yapabileceğin, insanları mutlu edecek, tatmin edecek şeyler yapmaya başlamalarını istedik çünkü hiçbir şey yapmıyoruz aslında. Biraz insanları teşvik edecek bir şey olsun istedim.

Sizin konseptleriniz kaç tane? Bu kutuların içinden neler çıkıyor? Kaç çeşit var?

Üç konsept var. Bunlardan birisi Craft and Make, insanların kendi el işi ve dekor malzemelerini ve ürünlerini yapabileceği, sanat çalışmalarının olduğu bir kutu. Bu kutunun içinden mesela Şubat ayında ilk kutuda kendi mumunu yap kiti, bir de kendi bardak altlığını yap kiti oluyor. İnsanlar parafinle, onun esansıyla, boyasıyla kendi mumlarını yaptılar. İkincisi Beauty and Wake. Bu biraz zor bir konsept. İnsanlar tabii bunu nasıl algılayabilirler onu bilemedim. İlk ay güllü nemlendirici yaptım. Gül, bebek yağı ve şeker verdim. Onları rondodan geçirdiklerinde inanılmaz bir nemlendirici oluyor. Şekerin vücuda faydalarını anlattım, gülün ve bebek yağının da aynı şekilde. Hakikaten kullananlar aşırı memnun kaldı. Bir tane de sabun yaptırdım. Onlarda da silikon kaplar vardı ve içine kuru çiçekler attılar, istiyorlarsa boya attılar, böyle şeffaf sabun yaptılar kendilerine. Bu ayda sadece Hindistan cevizi, bal, yağ ve şekerden oluşan bir tane lips scrub yaptırıyorum mesela. Bunların kapları, malzemeleri ve tarifleri bir kutunun içinde oluyor. Üçüncüsü de Sweets and Bake. Onda da insanlar kendi tatlılarını yapıyor. Bu ay külahta marshmallow ve damla çikolata vardı, onları fırında eritip biraz kampçılık mantığında, öyle bir proje yaptım. Şubat ayında elmanın en iyi zamanlarından biridir diye elmayı kullandım. Mart ayında biraz daha renkli olsun diye havuçlu cookie yaptıracağım. Her aya özgün içerikler olacak.

İnsanlar bu kutuları şu an nasıl temin ediyorlar?

İnternet sitem var, www.makemydaytr.com diye. Oradan sipariş verebiliyorlar. Üç tane konsept var. O konseptten her ay satın alıyorlar. İsterlerse bir kutu alabiliyorlar, isterlerse üç ay, altı ay abone olabiliyorlar.

Fiyatlar konusunda geri dönüşler nasıl?

Şu ana kadar sadece bir tane “Çok pahalısınız” gibi bir yorum oldu. Ama 79 TL kutular, “All in one” 99 TL. Şöyle hesaplıyorum ben, aslında bazıları pahalı buluyor hakikaten, bazıları da diyor ki “İki tane proje çıktığı için zaten bir mumluk aldığınızda o parayı veriyorsunuz.” Bir de yapmanın keyfi var. İçinde tüm ayrıntılarıyla bütün malzemeler olduğu için aslında pek pahalı olmuyor.

İleride etkinlik kulübü tarzı hedefleriniz var mı? Hedefleriniz neler?

İlk hedefim bunun bir blog ve YouTube kanalı haline gelmesi. Bunun en yakın zamanda video çekimlerine başlayacağız. Sadece kutunun içinden çıkanlar değil, insanların kendi evlerindeki malzemelerle kolay yapabilecekleri bir şekilde anlatacağım. Ben görünmeyeceğim büyük ihtimalle. İkinci hedef de markalarla iş birlikleri. Bir markanın alışveriş merkezlerinde, sokakta tanıtımı için yapabileceğimiz etkinlikleri. Bir çay markasısınız, o çayla sırf çay yapmak değil de başka neler yapabileceklerini onlara göstermek. Marka iş birlikleri dışında çocuk doğum günleri ve etkinlikleri var. Çocuk doğum günlerinde mesela çocukların ellerine tabletler veriliyor ama biz öyle büyümedik. Biz boyalarla büyüdük. Bir alanı tamamen tuval yapıp onları boyamasını istiyorum gibi etkinlik planları var. Belki kafelerde insanların iş çıkışı sonrası bir saat o günün stresini atabilecekleri ve kolay da yapabilecekleri etkinlikler yapabiliriz.

Daha çok kadınlara yönelik gibi geldi bana. Bunun farklı bir versiyonu da olacak mı?

Hedef kitlem tamamen kadınlar. Erkeklerden sadece kız arkadaşlarına hediye almalarını bekliyorum. Ama bu kutuyu aldığınızda siz erkek arkadaşınızla bunu çok rahat yapabilirsiniz ve çok keyifli bir zaman geçirebilirsiniz. 38 yaşındaki bir kadından bir video geldi bana. Onda kendi mumlarını ve diğer malzemeleri anne, baba ve çocuklar beraber yapmışlar. Gözlerim dolarak izledim. Sevgililer gününde evde aktivite olarak bunu yapmışlar. Dedim ki aile kutusu da yapmam lazım.

Türkiye ve dünyada bu Kendin Yap trendi nasıl ilerliyor, ne durumda? Siz neler düşünüyorsunuz bu gidişatla ilgili?

1912 yılında başlamış aslında bu konsept. İnsanlar evlerindeki eşyaları geliştirmek ve güzelleştirmek için, para harcamamak için başlamışlar buna. 1950’lerden sonra biraz daha el işine, kreatif olarak bir şeyler yapmaya dönüşmüş bu. İnsanlar bunu evlerinde yapmaya başlayınca, bu dergilere de yansımış. Kendin Yap ile ilgili resimler, yazılar yayımlanmaya başlamış. Daha sonra internetin yaygınlaşmasıyla Kendin Yap’la ilgili web siteleri başlatılmış. Günümüze kadar bu blog’larda da yayınlanmaya başladı. Düşünemeyeceğiniz kadar blog var Kendin Yap’la ilgili. YouTube kanalları açılmaya başladı son on senedir. İnsanlar kendileri yaptığı bir şeyin videosunu koyuyorlar oraya ve diğer insanlarla paylaşıyorlar. Bazı çok izlenen kişiler milyonlara ulaşıyorlar. Türkiye’de bunu tek başına yapan blogger’lar yok. Ünlü YouTuber’lar sadece kendilerine içerik sağlamak için buna başvuruyorlar.

Benim felsefem tamamen DIY’ten çıkıyor. O kutu geldiğinde insanların gününü güzelleştirsin istiyorum. Hakikaten insanların bir şeyler yapmaya başlamasını istiyorum. Telefonlarımızlayız, eve gidiyoruz televizyon izliyoruz, bazen aylak aylak geziyoruz. Benim istediğim aslında insanların kendilerine biraz zaman ayırması. Sonra karşısındaki kişiyle biraz daha kaliteli zaman geçirmesi.

 

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Mart 2017 sayısında yayımlanmıştır.

 

Femvertising: Gerçekten kadınları güçlendiriyor mu?

Kadınların toplumdaki yerini anlayabilmek için öncelikle kültürümüzü anlamalıyız. Kültürün manifestosunu yaparak, pazarlama hedefine çok tanıdık kamuflajlar giydiren reklam sektörünün analizi, kadının kültürümüzdeki yerini anlamamız için en doğru başlangıç.

Özge Sargın (23)
Stratejik Planlama Stajyeri, Y&R

Kadınlar olarak hiçbirimiz durumumuzdan memnun değiliz ama pek azımız bunun nedenlerini net olarak açıklayabilir. Buna rağmen, çoğumuz “biz” ve “onlar” kelimeleriyle nefret monologu yapabilecek durumda. Memnun olmadığımız durumlarda düşman yaratmak en kolayı, anlamak içinse önce dinlemek, erkek egemen kültürümüze kulak vermek, onu oluşturan her unsuru incelemek gerek. Ancak o zaman toplum içindeki yerimizi anlayabiliriz. Popüler kültür, DNA’ya işlenmiş bir kod değil; dominant ideolojiye hizmet etmek için düzenlenen değerler topluluğu. Reklamlarsa, kültürün pekişmesinde başroldür. Reklamda kadın neredeyse, toplumda da oradadır. Peki reklamda, kadın nasıl temsil ediliyor?

Reklamı, markaların potansiyel tüketicilerin dikkati için yarıştığı rekabet arenası olarak düşünebiliriz. Güncel reklam örneklerine bakıldığında, nadiren fonksiyonel fayda ve kullanım değeri iletişimi yapıldığını görürüz. Şimdilerde çoğunlukla ürünün anlamına odaklanan, “geniş bir hayat tarzı, görüşü ve değerler sistemi” iletişimi yapan reklamlara rastlıyoruz (Cortese, 2000, p.g. 12). Dergiler arasından “en çok satış yapan kategori” olan kadın dergileri, ortalama iki saniye süren okuyucu dikkatini üzerlerine çekmek için yarışan reklamlarla doludur (Blood, 2004, p.g.64; Cortese, 2005, p.g.33). İki saniyede bir fikri satmak üzere özenle tasarlanmış, ilgi çekiçi reklamlar; kadının bireyselliğini çoğunlukla “kadın” olmasına indirger. Kadınları güçlendiriyor olarak gözüken reklamlar bile, dominant ideolojiyi destekleyerek, sosyal güç uyguluyor olabilir. Dove’un “Gerçek Güzellik” kampanyasının normalleştirilmiş satış süreci, Fransız filozof ve göstergebilimci Roland Barthes’ın mitolojik analiz yöntemi kullanılarak incelendiğinde; keskin bir “anti” veya “pro” duruşu sergilemektense, dominant ideolojiyi destekliyor olabilir mi?

Çağrışımlar ve yan anlamlar
Öncelikle, mitolojik göstergebilim analiz yöntemini netleştirelim. Göstergebilim, “göstergelerin” analizidir. Her şey bir “gösterge” olabilir; bir resim, fotoğraf, metin, reklam… İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure’e göre her göstergeyi oluşturan iki önemli unsur vardır: Gösteren (signifier) ve gösterilen (signified). Gösteren, kısaca o göstergede ne gördüğümüzdür. Örneğin, Mona Lisa tablosunda, doğal bir arkaplanın önüne oturmuş kumral bir kadın görürüz. Gösterenin oluşturduğu anlam, düzanlamdır. Çağrışımlar, gösterenin fiziksel özelliklerine göre oluşur. Bir göstergenin objektif ve sade anlamı, sosyo-kültürel ve kişisel çağrışımlara yol açar. Bu da, mitolojik analizin ikinci seviyesini oluşturur. 

İkinci seviyede, gösterenlerin tetiklediği çağrışımlara “gösterilen” adı verilir. Gösterilen sayesinde yananlamlar oluşturulur ve bunlar; yaş, etnik köken, ekonomik duruma göre değişiklik gösterir. Mona Lisa’ya bakan bir Türk, bir Ugandalıdan farklı duygular hissedebilir. Ne var ki, bir göstergenin çağrışımları asla sadece öznel değildir; ama kişinin kimliği ile kısıtlıdır. Çağrışımları sonuçta kültür şekillendirir.
Düzanlam ve yananlamın birleşimi, üçüncü seviyeyi oluşturur. 

İşte burada işler gizemli bir hal alır 
“Gösteren,” aslında çift fonksiyona sahiptir: Belirtmek ve bize empoze edilen bir şeyleri anlamamızı sağlamak (Chandler, 2014). Kısacası, Mona Lisa’nın bir kadın olduğunu gösteren, Leonardo da Vinci imzalı resme baktığımızda, ister istemez “kadın” hakkında dayatılmış yargılarımızı da Mona Lisa’ya atfederiz. Bir göstergenin düzanlamının varlığı, yalnızca bir ilüzyondur. Bu illüzyon, göstergenin empoze ettiği anlamın kaynağının doğal olduğunu düşünmemize neden olur. Kısacası, bir imaj görünce kafamızda belirmeye başlayan algıların doğal olması, bir ilüzyondur. Halbuki bir göstergenin aklımızda tetiklediği algıların, herhangi bir ideolojiden bağımsız, genelgeçer algılar olduğunu kabulleniriz (Chandler, 2014). İşte bunun nedeni, göstergenin amacının doğallaştırıldığı pek gizemli üçüncü seviyedir. 

Yine Fransız olan filozof Louis Pierre Althusser’ün teorilerine göre, düzanlamları öğrenirken; aynı zamanda yananlamları da öğrenerek, bir ideolojinin içine konumlandırılırız (Chandler, 2014). Yani, Mona Lisa’ya bakınca “Osmanlı’da olsaydı başında örtü olurdu” diye düşünebiliyorsak; doğal olarak, biz bazı düşünceleri destekleyip, bazılarına karşı çıkan biriyiz. Çağrışımlarımızı sorgulamıyoruz; bunun nedeni saf olmamız değil. Çağrışımların doğal ve masum  görünen “mitler” olması. 
Bir örnek üzerinden mitlerin oluşumunu inceleyelim. Dove’un Gerçek Güzellik kampanyasını düşünelim. Dove, kendini, “kadınlar için güzelliğin tanımını genişletmeye adamış” olarak betimler. Güzellik, her yaştan, her ırktan, her kilo ve boydan kadının sahip olabileceği bir özelliktir. Özellikle bu manifestoları düşünürsek, geçmiş yıllara göre medyanın kadın temsili konusunda kendisini aştığını düşünebiliriz. Dove’un sıkılaştırıcı krem basılı reklamının mitolojik analizi, gerçek anlamı ortaya çıkaracaktır. 

Sadece bir örnek
Birinci seviyeyle başlayalım. Gösterenlere bakarak, düzanlamı ortaya çıkaralım. Fotoğraf, beyaz iç çamaşırı giymiş altı kadın gösterir. Fiziksel görünüşleri, modellerinkine pek benzemez ve ırk ile yaşları çok çeşitlidir. Beyaz bir arkaplan önünde, birbirlerine kol atarak interaksiyon halindedirler. Bazıları gülüyor, üç tanesinin ise elleri bellerindedir. Reklam imajının üzerindeki sözel ifade, “new Dove firming, as tested on real curves / yeni Dove sıkılaştırıcı krem, gerçek kıvrımlar  üzerinde denenmiştir.” der. İşte gösterenlerden oluşan birinci seviye, bu düzanlamdır. 

İkinci seviyeye gelecek olursak, düzanlamların çağrıştırdığı yananlamlara bakalım. İç çamaşırının beyaz olması, sadeliği çağrıştırır. Omuzlara konumlandırılmış eller, arkadaşlığı gösterir. Kadınların gülüyor oluşu, mutlu olduklarını anlatır. Belde olan ellerse, özgüven gösterir. “Gerçek kıvrımlar üzerinde denenmiştir” diyen sözel mesaj ise gösterilen kadınların “kıvrımlı” olarak kabul edildiğini ve bu sıkılaştırıcı ürünün onlar için tasarlandığını ifade eder. Bu gösterilenlerin çağrıştırdığı yananlamlar; Dove’un müşterilerinin her yaştan, ırktan ve kilodan kadınlar olduğunu anlatır. Her yaştan, ırktan ve kilodan kadının güzelliğini kutlayan bir gösterge olarak kendini empoze eden imaj, ürünün satış amacını doğallaştırır.

Çirkin, yaşlı ve kilolu kadınların reklamlarda yeri yoktur (Cortese, 2000, p.g. 52). Bunu ben demiyorum, Provocateur kitabının yazarı Anthony Cortese diyor. Ve kendisi ekliyor, “reklam dünyası, güzellik mitini oluşturur (Cortese, 2000, p.g. 54).” İdeal kadın, reklamlarda karşımıza bir provokatör olarak çıkar. Gençtir, güzeldir, baştan çıkarıcıdır ve mükemmeldir (Cortese, 2000, p.g. 53). Kadın dergileri, provokatörler tarafından ele geçirilmiştir. Ne var ki, provokatörler gerçek değidir; içi boşaltılmış ve üzerinde oldukça oynanmış birer kadın temsilidir. Kadınların, bir provokatöre özenmeleri beklenir. Kültürel ideoloji böylelikle kadına der ki, “fiziksel olarak mükemmel olmadığın sürece asla istenmeyeceksin, bir erkek tarafından sevilmeyeceksin (Cortese, 2000, p.g. 53).” Günümüzün salgın hastalığı kendinle tatminsizlik, imkansızı istemenin bir yan etkisidir. Beauty Myth kitabında yazar Naomi Wolf, her 4 kadından birinin herhangi bir anda rejimde olduğunu ifade eder (Blood, 2004, p.g.71).  Dove reklamında provokatör göremiyoruz ama bu bir sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Marka; ürün ve reklamın arasındaki çelişkiyle nasıl başa çıkıyor olabilir? Satış amacının doğallaştırılması süreciyle. Reklamda özgüvenli olarak gösterilen kadınlardan en az bir tanesi, Naomi Wolf’un istatistiğine göre, rejimde. Kendine güvenen insan rejim yapar mı? Yapar diyelim, veya rejimde olmadığını farz edelim. “Gerçek kıvrımlarıyla” mutlu olduğunu hayal edelim altı kadının da. O zaman neden sıkılaştırıcı krem reklamı, onlara, “doğal güzelliklerini kutlayarak” sesleniyor? 

Güzellik, özgüven ve tüketim paradoksu
Dove’un efsane olmuş kampanyasının efsane olmuş reklamlarını görünce çağrışımlarımızı sorgulamadığımızdan bu soruları sormamış olabiliriz. Bu, göstergelerin bir mit yaratarak, satış amaçlı olduklarını gizlemedeki başarılarından kaynaklanıyor. 

Provokatör ile aralarındaki farkları kutlamaları için motive edilen kadınlar, daha sonra da bu farklılıkları “tüketimle bağdaştırmaları” için motive ediliyor (Blood, 2004, p.g. 80). Finansal başarısı kadınların güzellik ürünleri alıyor olmasına bağlı olan bir markayı, genel olarak kabullenilmiş özgüven sarsabilirdi. Reklamın verdiği mesaj, kendini kabul etmek değil; kendini geliştirmektir. Sıradan kadınların vücutlarını göstermek, ürünün ticari amaçlarını gizliyor, masum gösteriyor. Ne var ki, provokatörlerin yokluğu, kadınlara güç vermeye yetmiyor; çünkü kadınlar hala “kişisel gelişime ihtiyacı olan” kusurlu bireyler olarak temsil ediliyor (Blood, 2004, p.g.80).

Reklamın mitolojik okunması sayesinde su yüzüne çıkan satış amacı nedeniyle Dove’a yüklenmek, hata olacaktır. Dove, sonuçta bir kozmetik markasıdır, amacı tabii ki satıştır. Bunu “tüm kadınlar için güzelliğin tanımını genişletmek” misyonuyla gerçekleştiriyorsa, bu takdir edilecek bir şeydir. Bu göstergebilim incelemesini, anlamak için kulak verdiğimiz kültürümüzden duyduklarımız olarak düşünebiliriz. Kadınların toplum içindeki durumundan Dove sorumlu değildir. Bir grubun toplumdaki yerinden kaynaklanan etik ve sosyolojik sorunlar “biz” ve “onlar” kelimeleri kullanarak, düşman göstererek çözülemez. Hepimiz sorunun da, çözümün de birer parçasıyız.

Sonuçta dünyayı kurtarmıyoruz, krem satıyoruz. Ama bir insan matkap alırken aslında duvarda bir delik satın alır. Dove da krem satsa da aslında insanlar özgüven alıyor. Bu kötü bir şey asla değil; ama kadının özgüveni, tüketime bağımlı olduğu sürece cinsiyet eşitliğini telaffuz edemeyiz. Eğer bana sorarsanız, kadın olarak durumumdan memnun olmamamın tek bir nedeni var. O da, bir insandan önce, bir kadın olarak algılanmam. Bu sorundan erkekler de çok çile çekiyor; ama Orkid Kız Gibi reklamından da öğrendiğimiz gibi, kadın olmanın çağrışımları, asla olumlu değil. 

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Mart 2017 sayısında yayımlandı.

 

 

“Kamera Elinde Geleceğin Cebinde”de kayıtlar başlıyor

Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği'nin (TSPB), tasarruf ve yatırım bilincini aşılamak amacıyla düzenlediği “Kamera Elinde Geleceğin Cebinde” Kısa Film Yarışması için başvurular 3 Nisan'da başlıyor. Bu sene dördüncüsü düzenlenecek olan kısa film yarışmasında dereceye girenleri 12.000 TL'ye varan para ödülleri ve çeşitli hediyeler bekliyor.
 
Toplumda finansal bilincin artmasına katkıda bulunma hedefiyle düzenlenen; yurt içi ve yurt dışından tüm katılımcılara açık olan kısa film yarışması için başvurular 29 Eylül tarihine kadar kameraelindegelecegincebinde.com adresi üzerinden yapılabilecek. Yarışmaya cep telefonuyla çekilen videolarla da katılmak mümkün.
 
Yarışmaya katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar;

  • Düzenli para biriktirme ve tasarruf etmenin
  • Birikimi yatırıma dönüştürerek geleceği güvence altına almanın
  • Küçük birikimlerle bugünü ıskalamadan geleceği inşa etmenin

önemini anlatan ve 3 dakikayı aşmayan filmlerini web sitesi üzerinden doldurdukları formla birlikte elden, iadeli taahhütlü posta yoluyla veya kurye/kargo aracılığıyla teslim etmesi yeterli olacak.
 
18 yaşını dolduran herkesin katılımına açık olan yarışmaya katılmak için herhangi bir ücret ödenmesi gerekmiyor. Yarışma sonucunda birinci 12 bin TL, ikinci 10 bin TL, üçüncü ise 7 bin 500 TL'lik para ödülü kazanırken; ilk 10'a giren yarışmacıları çeşitli sürpriz hediyeler bekliyor.
 
Kısa filmler, TSPB Başkan Vekili Dr. M. Berra Doğaner, TSPB Yönetim Kurulu Üyesi Murat Çetinkaya, TSPB Finansal Eğitim Çalışma Komitesi Başkanı Attila Köksal, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Alp Birol, BirGün Gazetesi Yazarı ve Sinema Eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan, Sinema Yazarı ve Haber Editörü Selin Gürel ve Hürriyet Gazetesi Spor Servisi Şefi ve Sinema Yazarı Uğur Vardan'dan oluşan jüri tarafından değerlendirilecek.
 
 

Bu yazıyı okumaya nefesiniz yetecek mi?

Cancer Research UK, yarattığı interaktif açıkhava posteriyle sigara içen kişileri nefeslerinin gücünü test etmeye çağırıyor.

Otobüs durağına yerleştirilen “Breath Test” isimli reklamda, poster üzerinde gözünüze çarpan ilk şey “Derin bir nefes al ve buraya üfle” yazısı ile küçük bir delik oluyor. Sigara içmenin nefesinizi ne kadar etkileyebileceğini görmenizi sağlamayı amaçlayan bu reklamda, küçük deliğe üfledikten sonra yayılan hava sayesinde bir yazı belirmeye başlıyor. Ancak bir sigara kullanıcısıysanız, bu yazının tamamını tek nefeste okumanız pek de mümkün değil.

Abbott Mead Vickers BBDO ve Cancer Research UK tarafından yaratılan, MediaCom’un medya planlama ve satın almasını gerçekleştirdiği kampanyanın ana metninde yazanlarsa şu şekilde:

“Buraya ne kadar uzun süre üflerseniz, bu mesajın o kadar büyük bir kısmını okuyabilirsiniz. Ancak sigara içiyorsanız muhtemelen bu cümleden daha fazlasını göremeyeceksiniz. Yine de, sigarayı bırakma danışmanından alacağınız yardımla kendi iyiliğiniz için sigarayı bırakmanız olası. Böylece metni bu noktaya kadar okumak için büyük bir şans elde edebilirsiniz."

Mars yüzeyinde detaylı bir yolculuğa ne dersiniz?

Eğer günün birinde bir uzay aracına binip Mars’ın çevresinde turlama ve Kızıl Gezegeni inceleme şansı bulursanız eminiz ki çok heyecanlanırsınız. Ancak sizi hayal kırıklığına uğratacak bir görüntüyle karşılaşmanız da oldukça mümkün zira bu gezegenin etrafındaki tozlu atmosfer görüşünüzü oldukça engelleyecektir.

Ama durun hemen üzülmeyin. Mars'a gidemezseniz de, hatta elinizin altında 3D bir gözlük olmasa da size 3 boyutlu görsellik hissini yaşatabilecek, uzun bir pazartesinin ardından ruhunuza iyi gelecek bir Mars videosu da işinizi görecektir diye düşünüyoruz.

Geçtiğimiz 12 yıl boyunca güçlü HiRISE kameranın Mars yüzeyinde yakaladığı birbirinden etkileyici 50.000 fotoğrafın bir araya gelmesiyle oluşan ve gezeni detaylı bir  şekilde gözler önüne seren çalışma, daha önce yalnızca 3D gözlükler yoluyla izlenebiliyordu ancak Jan Frodjman HiRISE’ın fotoğraflarını dinamik, üç boyutlu görsellere çevirdi ve 3D gözlük gerekliliğini de ortadan kaldırdı.

Frodjman’a göre bu geçiş efektlerini yaratmak bir puzzle’ı tamamlamak gibiydi. HiRISE’ın gri tonlarda çektiği fotoğrafları renklendirerek işe başlayan Frodjman, sonrasında kraterler, kanyonlar, dağlar gibi farklı özelliklere sahip şekilleri adlandırdı ve görüntü eşleştirmelerini yaptı. Panoramik bir 3D efekt yaratmak içinse görselleri bir referans noktasına göre bir araya getirdi ve bir video karesine dönüştürdü.

Farklı coğrafi şekillerin birden fazla referans noktasına ihtiyaç duyması dolayısıyla bu sürecin oldukça yavaş işlediğini belirten Fordjman tüm süreç boyunca 33.000 farklı referans noktası belirledi. Tüm videonun tamamlanması ise 3 ay sürdü.

İşte detaylarıyla sizi büyülemek için bekleyen o video:

 

Klasik sanat yine sokak modasına karıştı

İzmirli grafik tasarımcı Remzi Gürsaka, sanata ve klasik resimlere duyduğu tutkuyu sneaker’lar üzerinden sokağa taşıdı.

Artık kendi kimliğini kazanmış gençlerin ne istediklerini gayet iyi bildiklerini ve bu tarz çalışmaları “Sanat sepet işi” olarak görmediklerini söyleyen Remzi, Adidas Superstar sneakerlarla yaptığı çalışmaların çıkış noktasını şu sözlerle anlatıyor: “Düşündüm, ‘Neden olmasın?’ dedim. Genç ve dinamik nesli hedef alan, son yılların revaçta olan akımı sokak modasına farklı bir yorum getirmek istedim. Günümüz spor ayakkabılarının ya da gençlerin ve markaların tabiriyle sneakerların yaratıcılıkta sınır tanımadığını gördüm. Adidas, Nike gibi markalar yıllar önce üretmeye başladıkları ikonik tasarımlarda farklı dokunuşlar yapıyor. Hal böyleyken bir dokunuş da benden gelsin dedim.”

Sneakerların şimdilik sadece eskizleri hazır. Bu çalışmaların ilerleyen zamanlarda gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğini ise birlikte göreceğiz.

 

Amerika küçük bir rollercoaster’a nasıl dönüşür?

Fotoğrafçı Aydın Büyüktaş, sürrealist fotoğraflarıyla Amerika’yı adeta küçük birer rollercoaster’a dönüştürdü.

Daha önce İstanbul’un çeşitli bölgelerinde çektiği fotoğraflara kattığı sürrealist bakış açısıyla “Flatland: A Romance of Many Dimensions” isimli bir çalışmaya imza atan Aydın’ın ikinci durağı ise Amerika oldu. M.C. Escher’in çalışmalarından esinlenen sanatçı, Flatland II ismini verdiği yeni serisinde bu kez Amerika’yı baş aşağı etti.

Sonsuz otoyollar, geniş alanlar ve terkedilmiş sanayi alanlarını özellikle seçen sanatçı, Amerika’ya ilk yolculuğunu yapmadan önce Google Map üzerinden araştırma yapıp çekim yapabileceği noktaları keşfetmiş. Ardından da Kasım ayında Houston’a doğru yola koyulmuş.

Houston’a geldikten sonra bir Jeep kiralayan ve Texas, New Mexico, Arizona, Nevada ve Güney Kaliforniya boyunca yollara düşen Aydın ardından tekrar Türkiye’ye dönüp keşiflerinin üzerinde çalışmış. Zira gördüğünüz fotoğraflar yalnızca çekim sonrası fotoğraf üzerinde yapılan oynamalarla sınırlı değil. Doğru açıyı yakalayabilmek adına sanatçı, çekimler öncesinde de her bir lokasyon için 3 boyutlu yazılımlar üzerinde çalışmalar yapmış. Sonrasında da drone’la çekimleri gerçekleştirmiş ve Photoshop’la üzerinde oynamış.

İşte mekan algınızı biraz bozması ve size Inception ya da Interstellar filmlerinden bir sahne olduğu izlenimi yaratması muhtemel o çalışmalar:

JR. Mart 2017 sayısı çıktı!

JR. 2 Yaşındaa!! Yeni yaşımızı kutlarken JR. Mart sayısının kapağını İrem Yeşil’e teslim ettik. O da bize, bizi anlatan bir kapak çizerken 2. yaşımızı da kutladı.

Peki Mart sayısında neler var?

  • The Campaign: Önyargılara karşı sert bir duruş

Spor giyim markası Under Armour, geçtiğimiz yıl Gisele Bündchen, Misty Copeland ve Stephen Curry gibi isimlerin yer aldığı ikonik reklam kampanyalarıyla dikkatleri üzerine çekti.

  • Ayın sanatçısı: İrem Yeşil

Kağıtlardan ve oyun hamurlarından harikalar yaratan İrem Yeşil, ikinci yaşımızı kutladığımız Mart sayımızın kapağını da kendi tarzıyla imzaladı.

  • Femvertising: Gerçekten kadınları güçlendiriyor mu?

Kültürün manifestosunu yaparak pazarlama hedefine çok tanıdık kamuflajlar giydiren reklam sektörünün analizi, kadının kültürümüzdeki yerini anlamamız için en doğru başlangıç. Özge Sargın

  • Narin ve kırılgan; cam sanatı…

Uyumun ve dinlemenin sanatı olarak nitelenebilecek cam sanatını, bu işe gönül vermiş genç isim Mustafa Kaya’yla konuştuk. Elif Küçük

  • Yardım edin, yaratıcılığım öldü

Yaratıcılığın geliştirilebilir bir yeti olduğu kabul edilen bir görüş. Eğer işler istediğiniz gibi gitmiyorsa da derin bir nefes alın ve yaratıcılığınıza yer açın. Yıldırım Ünverdi

  • Instagram sosuyla lezzet artıyor (mu?)

Instagram’da yemek paylaşımı uzun zaman önce bir geleneğe dönüştü. Peki bu paylaşımlar yemek alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyor? Aslı Balkan

  • Tanısan seversin belki, belli mi olur!

Sosyal medyada yaptığımız paylaşımlar bizim illegal kimliklerimiz olmuşken, bu hesapların yönetimine vermemiz gereken önem de giderek artıyor. Erge Güçlü

  • Bir kutu mutluluk: Make My Day

DIY konseptiyle birbirinden çeşitli uğraşlar yaratan ve insanlara kaliteli zamanlar yaşatmayı hedefleyen Make My Day’i kurucusu Lara Talvi anlattı.

  • Hey there! I am using social media!

Yeni neslin kendini sosyal medya akıntısına bırakmasında şaşılacak bir şey yok ancak onlarca yıllık geçmişi olan futbol kulüplerinin bu piyasada "Artık ben de varım!" demesi ilginç bir konu. Biz de bu konuyu, Türkiye'de bu işin hakkını veren kulüplerden biri olan Göztepe'nin sosyal medya ekibinden Mert Sarıbaş'la konuştuk.

  • Eğlenip eğlendirmeyi seven insanların yeri

Kişinin müzik tarzına göre etkinlik keşif uygulaması yaratmak amacıyla yola çıkan PartyMag’i, şirketin kurucu ortağı Ali Döner’den dinledik.

  • Mart’tan Nisan’a İstanbul

Sena Hayta, Mart ve Nisan ayında İstanbul’da gerçekleşecek etkinliklerden bir demet öneride bulunuyor.

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde İK Zirvesi başlıyor

64 yıllık köklü geçmişi ile Türkiye’nin en eski ve en büyük öğrenci kariyer kulübü olan ve düzenlediği başarılı etkinliklerle adından sıkça bahsettiren Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü tarafından Turkcell Ana Sponsorluğunda Humanspire İnsan Kaynakları Zirvesi’nin ilki düzenleniyor. Zirve, 11-12 Mart’ta Albert Long Hall’de gerçekleşecek.

Korn Ferry International danışmanlığında, İK’da kariyer hedefleyen üniversite öğrencilerine ve yeni mezunlara yönelik bunun yanında profesyonel İK’cıların da verim alacağı, İK ile ilgili akıllardaki tüm soruları cevaplamayı hedefleyen Humanspire’da A’dan Z’ye İK konuşulacak. İK’nın fonksiyonları ve İK’da trend konular farklı sektör ve farklı şirketlerden alanında uzman, 25 başarılı isim tarafından işlenecek.

Humanspire’ın katılımcılar için maksimum verim sağlayabilmek adına hazırlanan zengin içerikli bir programında oturumların konu başlıkları şu şekilde:

İşe Alım, İşveren Markası, Dijital İK, Yetenek Yönetimi, Wellbeing, Diversity&Inclusion, İK’nın Stratejik Kararlardaki Rolü, Eğitim&Gelişim, Globalleşme Sürecinde İK ve Yapay Zeka.

İK’nın En İyileri Senin İçin Burada!

  • Seyfettin Sağlam ( İş Destekten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, Turkcell)
  • Tankut Turnaoğlu(CEO, P&G Türkiye),
  • Nilgün Langenberg (Office Managing Director, Korn Ferry),
  • İdil Türkmenoğlu (Başkan Yardımcısı, BOYNER),
  • Genco Orkun Genç,(Enterprise Relationship Manager, South Eastern Europe LinkedIn),
  • Bilgehan Ergenekon Bilen( CHRO, P&G),
  • Canan Karacan (CHRO, Loreal),
  • Esra Gaon (İK Direktörü, Microsoft),
  • Tuba Köseoğlu Okçu(CHRO, Hürriyet),
  • Özgür Demirtaş(Profesör, Sabancı Üniversitesi)

Etkinlik ile ilgili detaylı bilgi ve katılım formu için humanspire.buik.net sitesini ziyaret edebilirsiniz.