Yaratıcı gençlik platformu

Klasik sanat yine sokak modasına karıştı

İzmirli grafik tasarımcı Remzi Gürsaka, sanata ve klasik resimlere duyduğu tutkuyu sneaker’lar üzerinden sokağa taşıdı.

Artık kendi kimliğini kazanmış gençlerin ne istediklerini gayet iyi bildiklerini ve bu tarz çalışmaları “Sanat sepet işi” olarak görmediklerini söyleyen Remzi, Adidas Superstar sneakerlarla yaptığı çalışmaların çıkış noktasını şu sözlerle anlatıyor: “Düşündüm, ‘Neden olmasın?’ dedim. Genç ve dinamik nesli hedef alan, son yılların revaçta olan akımı sokak modasına farklı bir yorum getirmek istedim. Günümüz spor ayakkabılarının ya da gençlerin ve markaların tabiriyle sneakerların yaratıcılıkta sınır tanımadığını gördüm. Adidas, Nike gibi markalar yıllar önce üretmeye başladıkları ikonik tasarımlarda farklı dokunuşlar yapıyor. Hal böyleyken bir dokunuş da benden gelsin dedim.”

Sneakerların şimdilik sadece eskizleri hazır. Bu çalışmaların ilerleyen zamanlarda gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğini ise birlikte göreceğiz.

 

Amerika küçük bir rollercoaster’a nasıl dönüşür?

Fotoğrafçı Aydın Büyüktaş, sürrealist fotoğraflarıyla Amerika’yı adeta küçük birer rollercoaster’a dönüştürdü.

Daha önce İstanbul’un çeşitli bölgelerinde çektiği fotoğraflara kattığı sürrealist bakış açısıyla “Flatland: A Romance of Many Dimensions” isimli bir çalışmaya imza atan Aydın’ın ikinci durağı ise Amerika oldu. M.C. Escher’in çalışmalarından esinlenen sanatçı, Flatland II ismini verdiği yeni serisinde bu kez Amerika’yı baş aşağı etti.

Sonsuz otoyollar, geniş alanlar ve terkedilmiş sanayi alanlarını özellikle seçen sanatçı, Amerika’ya ilk yolculuğunu yapmadan önce Google Map üzerinden araştırma yapıp çekim yapabileceği noktaları keşfetmiş. Ardından da Kasım ayında Houston’a doğru yola koyulmuş.

Houston’a geldikten sonra bir Jeep kiralayan ve Texas, New Mexico, Arizona, Nevada ve Güney Kaliforniya boyunca yollara düşen Aydın ardından tekrar Türkiye’ye dönüp keşiflerinin üzerinde çalışmış. Zira gördüğünüz fotoğraflar yalnızca çekim sonrası fotoğraf üzerinde yapılan oynamalarla sınırlı değil. Doğru açıyı yakalayabilmek adına sanatçı, çekimler öncesinde de her bir lokasyon için 3 boyutlu yazılımlar üzerinde çalışmalar yapmış. Sonrasında da drone’la çekimleri gerçekleştirmiş ve Photoshop’la üzerinde oynamış.

İşte mekan algınızı biraz bozması ve size Inception ya da Interstellar filmlerinden bir sahne olduğu izlenimi yaratması muhtemel o çalışmalar:

JR. Mart 2017 sayısı çıktı!

JR. 2 Yaşındaa!! Yeni yaşımızı kutlarken JR. Mart sayısının kapağını İrem Yeşil’e teslim ettik. O da bize, bizi anlatan bir kapak çizerken 2. yaşımızı da kutladı.

Peki Mart sayısında neler var?

  • The Campaign: Önyargılara karşı sert bir duruş

Spor giyim markası Under Armour, geçtiğimiz yıl Gisele Bündchen, Misty Copeland ve Stephen Curry gibi isimlerin yer aldığı ikonik reklam kampanyalarıyla dikkatleri üzerine çekti.

  • Ayın sanatçısı: İrem Yeşil

Kağıtlardan ve oyun hamurlarından harikalar yaratan İrem Yeşil, ikinci yaşımızı kutladığımız Mart sayımızın kapağını da kendi tarzıyla imzaladı.

  • Femvertising: Gerçekten kadınları güçlendiriyor mu?

Kültürün manifestosunu yaparak pazarlama hedefine çok tanıdık kamuflajlar giydiren reklam sektörünün analizi, kadının kültürümüzdeki yerini anlamamız için en doğru başlangıç. Özge Sargın

  • Narin ve kırılgan; cam sanatı…

Uyumun ve dinlemenin sanatı olarak nitelenebilecek cam sanatını, bu işe gönül vermiş genç isim Mustafa Kaya’yla konuştuk. Elif Küçük

  • Yardım edin, yaratıcılığım öldü

Yaratıcılığın geliştirilebilir bir yeti olduğu kabul edilen bir görüş. Eğer işler istediğiniz gibi gitmiyorsa da derin bir nefes alın ve yaratıcılığınıza yer açın. Yıldırım Ünverdi

  • Instagram sosuyla lezzet artıyor (mu?)

Instagram’da yemek paylaşımı uzun zaman önce bir geleneğe dönüştü. Peki bu paylaşımlar yemek alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyor? Aslı Balkan

  • Tanısan seversin belki, belli mi olur!

Sosyal medyada yaptığımız paylaşımlar bizim illegal kimliklerimiz olmuşken, bu hesapların yönetimine vermemiz gereken önem de giderek artıyor. Erge Güçlü

  • Bir kutu mutluluk: Make My Day

DIY konseptiyle birbirinden çeşitli uğraşlar yaratan ve insanlara kaliteli zamanlar yaşatmayı hedefleyen Make My Day’i kurucusu Lara Talvi anlattı.

  • Hey there! I am using social media!

Yeni neslin kendini sosyal medya akıntısına bırakmasında şaşılacak bir şey yok ancak onlarca yıllık geçmişi olan futbol kulüplerinin bu piyasada "Artık ben de varım!" demesi ilginç bir konu. Biz de bu konuyu, Türkiye'de bu işin hakkını veren kulüplerden biri olan Göztepe'nin sosyal medya ekibinden Mert Sarıbaş'la konuştuk.

  • Eğlenip eğlendirmeyi seven insanların yeri

Kişinin müzik tarzına göre etkinlik keşif uygulaması yaratmak amacıyla yola çıkan PartyMag’i, şirketin kurucu ortağı Ali Döner’den dinledik.

  • Mart’tan Nisan’a İstanbul

Sena Hayta, Mart ve Nisan ayında İstanbul’da gerçekleşecek etkinliklerden bir demet öneride bulunuyor.

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde İK Zirvesi başlıyor

64 yıllık köklü geçmişi ile Türkiye’nin en eski ve en büyük öğrenci kariyer kulübü olan ve düzenlediği başarılı etkinliklerle adından sıkça bahsettiren Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü tarafından Turkcell Ana Sponsorluğunda Humanspire İnsan Kaynakları Zirvesi’nin ilki düzenleniyor. Zirve, 11-12 Mart’ta Albert Long Hall’de gerçekleşecek.

Korn Ferry International danışmanlığında, İK’da kariyer hedefleyen üniversite öğrencilerine ve yeni mezunlara yönelik bunun yanında profesyonel İK’cıların da verim alacağı, İK ile ilgili akıllardaki tüm soruları cevaplamayı hedefleyen Humanspire’da A’dan Z’ye İK konuşulacak. İK’nın fonksiyonları ve İK’da trend konular farklı sektör ve farklı şirketlerden alanında uzman, 25 başarılı isim tarafından işlenecek.

Humanspire’ın katılımcılar için maksimum verim sağlayabilmek adına hazırlanan zengin içerikli bir programında oturumların konu başlıkları şu şekilde:

İşe Alım, İşveren Markası, Dijital İK, Yetenek Yönetimi, Wellbeing, Diversity&Inclusion, İK’nın Stratejik Kararlardaki Rolü, Eğitim&Gelişim, Globalleşme Sürecinde İK ve Yapay Zeka.

İK’nın En İyileri Senin İçin Burada!

  • Seyfettin Sağlam ( İş Destekten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, Turkcell)
  • Tankut Turnaoğlu(CEO, P&G Türkiye),
  • Nilgün Langenberg (Office Managing Director, Korn Ferry),
  • İdil Türkmenoğlu (Başkan Yardımcısı, BOYNER),
  • Genco Orkun Genç,(Enterprise Relationship Manager, South Eastern Europe LinkedIn),
  • Bilgehan Ergenekon Bilen( CHRO, P&G),
  • Canan Karacan (CHRO, Loreal),
  • Esra Gaon (İK Direktörü, Microsoft),
  • Tuba Köseoğlu Okçu(CHRO, Hürriyet),
  • Özgür Demirtaş(Profesör, Sabancı Üniversitesi)

Etkinlik ile ilgili detaylı bilgi ve katılım formu için humanspire.buik.net sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

#OnceErasmusAlwaysErasmus

Yurt dışı eğitimleri serimizin bu ayki yazarı, Letonya’da Latvia Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’ndeki Erasmus macerasını büyük bir hevesle anlatan Tuba Erva Arıcı oldu.

Hayallerinizi bir gün gerçekten gerçekleştirebileceğinize inandınız mı hiç? Ben İstanbul’da derslerle hiç alakası olmayan bir düz lise öğrencisiyken bile hayal kurmayı bırakmadım. Üniversiteye geçtikten sonra sadece hayatımda birkaç şeyi değiştirerek bu hayalime ulaşabileceğimi fark ettim ve şu an bu yazıyı size Letonya Riga’daki yurdumun odasından yazıyorum. Lisede ergenliğe yeni girmenin verdiği boşvermişlik yüzünden AFS şansını değerlendiremedim (Bilmeyenler için AFS, lisede eğitim gördüğünüz süre zarfında bir sene yurt dışında okumanıza imkan sağlayan bir program). Üniversiteyi kazandığımı öğrendiğim andan itibaren kafamda tek bir hedef vardı: ERASMUS. Ben, lisede hiç ders çalışmamış insan, ortalama kasıp Erasmus’a gideceğim diye sabahlara kadar ders çalışan birine dönüşmüştüm.

Tohumlar fidana, hayaller gerçeğe

Yeterli ortalamayı tutturduktan sonra geriye tek bir şey kalmıştı; Erasmus’a başvurmak. Başvuruların açıldığı gün 00.00’da Erasmus’a başvurmak için siteye girmiştim bile, böyle bir heyecan ve isteğe sahiptim. Başvurumun ardından sınava girmeye hak kazandığıma dair bir mail aldım ve Mart ayında sınava girdim. Sınavdan bahsedecek olursam, sınavın içeriği okuldan okula değişim göstermekte. İngilizce bilginiz normal düzeydeyse sınavda çok zorlanacağınızı sanmıyorum.

Yedekten asile

Mart ayının sonuna doğru sınav sonucu açıklandı ve 20 kişi arasında 6. olduğumu öğrendim. Bu durumda gitmem neredeyse imkansızdı çünkü bölümüm sadece 4 kişiyi gönderiyordu. Gitmemin mümkün olabilmesi için önümdeki 2 kişinin toplantıya katılmaması gerekiyordu ve mucizevi bir şekilde öyle oldu. Uluslarası ilişkiler koordinatörü gözümün içine bakıp “E onlar gelmediğine göre yedekten asile yükseldin, Letonya’ya seni gönderiyoruz” dediğinde kalbimi yerinden çıkmaması için zor zapt ediyordum. Toplantıdan çıktıktan hemen sonra annemi arayıp telefonda bir güzel haykıra haykıra ağladım. Tüm bu “zor” gözüken kısımlardan sonra asıl zorun ne olduğunu öğrendim. Tüm o belgeler, transkriptler, karşı okulla yazışmalar, vize… Hayatım boyunca aldığım en ciddi belge muhtardan ikametgah belgesiyken birden bu kadar çok belge ve prosedürle karşı karşıya kalınca gözüm biraz korktu. Mental yorgunluğu iliklerime kadar hissettim belki, evet ama kendin için sorumluluk alıyor olmak o hissi bir nebze de olsa bastırdı.

Erasmus’un avantajları ve avantajları

Hayır, benim açımdan bu programın hiçbir dezavantajı yok. Bambaşka bir ülkede yaşamak, o kültüre adapte olmak, dünyanın her yerinden arkadaş edinmek, gerçek anlamda tek başına olmayı öğrenmek ve daha sayamayacağım bir sürü şey. Kendi sınırlarınızı ölçmek için bundan güzel bir şans olacağını sanmıyorum. Dil geliştirmek için mükemmel bir program çünkü günün neredeyse her anı İngilizce konuşmak zorundasınız. Erasmus’a başlamadan önce dil konusunda çok çekincem vardı. Sanki herkes Obama gibi İngilizce konuşacak bense “I go, you go, we go” seviyesinde kalacakmışım gibi düşünüyordum hep, ama öyle olmadı.

 Yeni birçok şey kattım hayatıma Erasmus sayesinde. Hayatımda ilk kez operaya, baleye ve buz hokeyi maçına gittim, ilk kez Noel yemeği yedim, ilk kez hiç tanımadığım insanlarla delicesine dans ettim, korkmamayı ve pes etmemeyi daha iyi öğrendim ve daha bir sürü şey.

Bir dönem yetmez, iki olsun

Benim bölümüm için iki ülke seçeneği vardı, bunlardan biri Hollanda iken diğeri Letonya’ydı. Ben hep Hollanda hayali kurmuştum tabi ama en son karar veren öğrenci ben olduğum için kalan ülkeyle yetinmek zorundaydım. Şu an iyi ki Letonya’dayım diyorum. Diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha ucuz ve Avrupa Birliği’nin verdiği hibe ile normal bir şekilde yaşanabiliyor. Hep görmek istediğim İskandinavya’ya yakınlığı ile gönlümü fethetti bu ülke. Genel olarak Baltık ülkeleri Erasmus için birebir diyebilirim.

  Eğer Hollanda’ya gitseydim yarım dönem okuyacaktım, okulumun Letonya’yla anlaşması iki dönemlik olduğu için yaklaşık bir senemi burada geçiriyorum. Düşünüyorum da, tek dönem yetmezdi bu yaşamın tadını gerçek anlamda çıkartmaya. Geri dönmeyi hiç düşünmedim mi, elbette düşündüm. Düşünmemin tek sebebi derslerimin pek iç açıcı olmamasıydı. Sonradan farkına vardım ki bir daha hiçbir zaman böyle bir şans elde edemeyeceğim, elimde olan bu fırsatı sonuna kadar kullanmalıyım. En fazla bir sene okulum uzar ama burada deneyimlediğim tecrübeler bunu göze almaya değer.

Eğitim konusunda Letonya ortalama bir ülke. Eğitim sistemleri bizimkinden çok daha farklı olduğu için başta biraz zorluk çektim. Teorik derslerden çok pratik dersleri gördüm. Bu dönem aldığım yedi dersin beşinden geçtim. Gözünüzü korkutmayın, düşündüğünüz kadar zor değil hiçbir şey.

Sen nasıl Erasmuslusun, hiç gezmedin mi diye soracak olursanız, elbette ki gezdim. Erasmus’un anlamlarından biri sadece gezmek çoğu insan için. Fakat ona bu yazımda yer vermeyeceğim, ayrı bir başlık altında gelecek aylardaki sayılardan birinde bahsedeceğim.

Gezi yazım hakkında küçük bir spoiler. Alman Federal Meclisinde dabbing.

Eğer aklınızdan bir kez olsun Erasmus’a gitmek geçtiyse hiç düşünmeyin, başvurun derim. Kaybedeceğiniz hiçbir şey yok ama kazanacağınız çok şey var. Erasmus size dünyanın bütün zevklerini tattırabilecek bir program. Aynı zamanda dünyanın kötü yanlarını da gösterip güçlenmenizi, daha sorumluluk sahibi ve korkusuz bir birey olmanızı sağlıyor.

Son olarak bölümümün hakkını vermem gerektiğine inandığım için kendi reklamımı yapıp sizleri saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Blogumu takip etmek isterseniz; benimgozumdenerasmus.blogspot.com

Gittiğim yerler ve daha bir çok fotoğraf için; instagram.com/januserv

 

Hayatım Fotoğraf: Beyza Sultan Durna

JR.'ın Şubat sayısına Hayatım Fotoğraf diyerek konuk olan, Getty Images'ın sözleşmeli Türk fotoğrafçısı Beyza Sultan Durna (30), medya planlamacılıktan özel gün fotoğrafçılığına giden hikayesini anlatıyor.

Fotoğrafa olan ilgin nasıl başladı?

Kendimi bildim bileli sanata her zaman ilgi duydum. Fakat bunun ne olduğunu keşfetmek biraz vaktimi aldı. Medya planlama asistanı olarak çalıştığım dönemde, bu işi profesyonelce yapan insanlarla tanışma fırsatım olmuştu.

Hobi olarak başlamıştım. Fazla çalışma saatleri ve sektörün getirdiği o yoğun telaş ve stres içerisinde iken fotoğraf benim nefes almamı sağlıyordu. 2008-2009 yılında yaşanan kriz ve o dönemlerde medya planlama alanında sayılı firmanın olması sebebiyle işsiz kalmıştım. Bir süre iş bulamadım. Yurtdışında bu sektör (özel gün fotoğrafçılığı) çoktan gelişmiş ve harika işler çıkarıyorlardı. Türkiye’de de bu işi yapan insan vardı ama bir elin beş parmağını geçmeyecek kadardı.

İlk doğum çekimimden sonra anın o güzel büyüsüne kapıldım. Artık kendim için birşeyler yapmaya karar vermiştim. O günden sonra reklam sektörünü bırakıp, fotoğraf sektörüne geçiş yaptım.

Bu alanda şimdiye kadar neler yaptın? Şimdiden sonraki planların neler?

Medya planlama asistanı iken stok fotoğrafçılığı yapıyordum. Halen de devam ediyorum. Getty Images’ın sözleşmeli Türk fotoğrafçılarından biriyim. Düğün, özellikle de doğum alanında sayısız ailenin karelelerini çektim. Şimdi ise bu işi yapmak isteyenlere eğitim veriyorum ve ileriki zamanlarda da vermeye devam edeceğim.

Ayrıca sosyal medyaları için bazı markalara lifestyle fotoğraflar çekiyorum. Bu konuda ciddi bir açık olduğunu düşünüyorum. Artık markalar stok fotoğraflardan sıkıldı ve başka bir markanın aynı görseli paylaşma ihtimali çok yüksek.

İnsanların düğün/doğum gibi özel anlarını fotoğraflamayı neden seçtin? Bu tarz çalışmaların zorlu ve keyifli yanları neler?

Çünkü insanların en gerçek anını belgeliyorsunuz. Özellikle de doğum. Çok sert görünen insanların bile, en ince yerine dokunur evlat. Duyguları olmadığını düşündüğünüz insanların bile hüngür hüngür ağlamalarına şahit olursunuz.

Fakat her işte olduğu gibi, bizim işimizde de elbette zorluklar var. Söz konusu fotoğraf olunca, insanların kuracakları bir cümleleri olabiliyor. İlgi duymaları hoşuma gidiyor, bunu kabul edebiliyorum. Fakat mudahale edildiğinde onun stresini yönetmek bir hayli zor.

Çalışmalarında genelde nasıl bir tarz benimsiyorsun?

Stok ve sosyal medya fotoğrafçılığında daha çok lifestyle, düğün fotoğrafında daha çok detay, doğumda ise poz verdirmekten ziyade, yaşanılan durumları çektiğimiz için, anı yakalamayı seviyorum.

Yaptığın çalışmalar arasında seni en çok heyecanlandıran hangisi oldu?

Normal doğumlar beni her zaman heyecanlandırır. İlk doğum gördüğümde kadın olduğuma şükretmiştim. Erkeklerin kadınları neden bastırmak istediklerini, neden geri planda tutmaya çalıştıklarını ve neden korktuklarını daha iyi anlamanızı sağlıyor.

Bu alanda örnek aldığın isimler?

Stok fotoğrafında Yuri Arcurs. Doğum, bebek fotoğrafçılığında ise Miranda North’un çalışmaları beni çok etkiler.

Birlikte çalışmak istediğin marka/kampanya/isim?

Marka veya kampanyadan ziyade evde doğum yapan bir kadının doğumunu çekmek çok isterdim. Umarım bir gün olur.

 

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Şubat 2016 sayısında yayımlandı.

 

Vestel gençleri yanına aldı, Venus’ü geliştirmek için yola çıktı

Vestel, genç fikirlere ve yeteneklere verdiği değerin bir göstergesi olarak yepyeni bir proje başlattı. Bu proje kapsamında Türkiye genelinde üniversite öğrencilerinin katılacağı bir yarışma organize eden Vestel, Türkiye’nin ilk akıllı telefonu Venus’ü bugün olduğu noktadan daha ileriye götürmek için gençlere “Gelin Venus’ü beraber geliştirelim” diyor. “Venus’ünü Tasarla” adlı yarışmada Vestel gençlerle birlikte donanım, yazılım, mobil aksesuar alanlarında geliştirmeler yapmayı hedefliyor. 

Vestel, yarışmaya katılanlara kapılarını açacak

Üç farklı aşamada ilerleyecek yarışmanın ilk aşamasında öğrencilerden fikirlerinin ne işe yarayacağını, Venus’e nasıl entegre olacağını, insanların hayatlarına nasıl bir fayda sağlayacağını anlatmaları; ikinci ve final aşamasında ise projelerinin geliştirilmiş halleri istenecek. 13 Mayıs 2017 tarihine kadar başvuruların alınacağı yarışmanın ilk 20’ye kalan talihlileri 31 Mayıs 2017’de duyurulacak.

İlk aşamayı geçen 20 proje için Vestel’in ürün yönetimi, Ar-Ge ve Vestel ekipleri destek verip, www.venusunutasarla.com adresinden süreç boyunca yarışmacıların sorularını yanıtlayacak. Ayrıca bu aşamayı geçen 20 projeden ikişer öğrenci Vestel City’de ağırlanacak. Bu aşamada yarışmacılar Vestel’in ilk aşamadan son aşamaya kadar sunduğu örnek proje dokümanını kendi projeleri doğrultusunda doldurup, en geç 22 Eylül 2017’ye kadar sisteme yükleyecek. Vestel bünyesindeki İK, teknik ve pazarlama ekiplerinin yapacağı eleme doğrultusunda sona kalan 10 proje 13 Ekim 2017 tarihinde duyurulacak. Tüm süreç boyunca öğrencilerin yanında olacak Vestel son aşamada da onları yalnız bırakmayıp, 21 Ekim 2017’de son 10 projenin sahibi öğrencilere sunum teknikleri eğitimi verecek. Finale kalan öğrenciler projelerinin son hallerini en geç 26 Ekim 2017 tarihinde sisteme yükleyecek.

Projeler yapılabilirlik, uygulanabilirlik, anlamlı tüketici faydası, özgünlük, yaratıcılık ve ilk aşamadan son aşamaya kadar proje sahiplerinin gösterdiği ilerleme kriterleri çerçevesinde değerlendirilecek. ‘Venus’ünü Tasarla’ yarışmasının ilk üçe giren projesini belirleyecek jüride Işık Üniversitesi Rektörü Şirin Tekinay, Gazeteci Serdar Kuzuloğlu, Yemeksepeti Kurucusu Nevzat Aydın, Atölye Labs Kurucu Kerem Alper, TEB İnsan Kaynakları ve İnovasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nilsen Altıntaş, Vestel’in Üniversite Temsilcilerinden Aliye Bihter Günal, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Zorlu, Vestel Ticaret A.Ş Satış ve Pazarlama Genel Müdürü Ergün Güler, Vestel Şirketler Grubu İnsan Kaynakları Direktörü Semih Süslü ve Vestel Endüstriyel Tasarım UX/UI Sorumlusu Sultan Kaygın Sel yer alıyor. Yarışmanın kazananları Ekim ayında Raffles Otel’de düzenlenecek organizasyonda açıklanacak.

Yarışma hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler www.venusunutasarla.com adresinden tüm süreçlerle ilgili detaylı bilgiye sahip olabilirler.

 

 

Hayatım Reklam: Erge Güçlü

JR. Şubat sayısının Hayatım Reklam diyen ismi, MEC/groupM Business Intelligence Executive’i Erge GÜÇLÜ (24) oldu.

Reklamcı olma sebebim: 

Her zaman edebiyata ilgili, fazla kitap okuyan, yazan, en önemsediği yeti yaratıcılık olan biri oldum. İçinde iyi fikirler ve yaratıcılık olan her şey beni aşırı heyecanlandırıyor. John Hegarty’nin “YARATICILIK  – Kuralları Boşverin” ve “REKLAM – Zekayı Sihre Dönüştürmek” kitaplarını okuduktan sonra “ben bu sektörde çalışmalıyım” kararını net olarak vermiştim. Üniversite son sınıfta ve mezun olduktan sonraki bir sene, kendi alanında lider olan şirketlerin asla benle alakası olmayan departmanlarında çalıştım. Hegarty istifa edip istediğim sektöre geçmeme cesaret veren kişi oldu diyebilirim.

İş tanımım vs. gerçekte yaptığım:

Big datayı yorumluyor, hedef kitle analizi yapıp içgörü çıkartıyoruz. Gerçekte olan; bu insanlar ne yer ne içer nerede gezer ne sever’i kovalamak tabi. Ayrıca fikirler bulup tatlı projelerle buluşturuyoruz. Strateji sunumlarıyla, konkurlarla hayatımızı renklendiriyoruz. Gerçekte olan da bu. Yalan yok.

Birlikte çalışmak istediğim markalar / kampanyalar: 

Kimsenin duymadığı bir markayı büyütüp bilinir hale getirmek isterdim. İşimiz bu nasıl olsa, burası markaların büyüdüğü yer. Büyük markalardan ise Coca Cola, Mercedes Benz, BMW, Apple, Samsung, Nike gibi markalar ile çalışmak isterdim.

Kariyerimle ilgili en büyük hedefim: 

Klişe bir cevap olarak kendi ajansımın Cannes’da ödül alması konusuna yükseliyorum ben de.

Sektörü sevmeme / sektörden soğumamam neden olan etkenler: 

Sektörü seviyorum çünkü dinamik, enerjik, genç. Kendinden bir şeyler katabildiğin, kendine de çok şey katabildiğin, hep yeni kalman gereken, asla körelmediğin bir dünya. Ayrıca etrafımda atomu parçalıyormuş ciddiyetiyle hiç umurunda olmayan işler yapan değil de yaptığı işten keyif alan insanları görmeyi seviyorum.

Birlikte çalışmak istediğim ünlü: 

Bob Dylan ile çalışmak isterdim.

Örnek aldığım kişi(ler): 

En başta bahsettiğim gibi John Hegarty’yi örnek alıyorum. Bunun dışında müziğine ve kalemine hayran olduğum kadın Patti Smith var. Ursula K. Le Guin de kitaplarını kıskanacak kadar beğendiğim bir kadın yazar.

Şimdiye kadarki en favori çalışmam:

6 aydır sektördeyim bu soruya cevap vermem komik olabilir. Bunları birkaç sene sonra konuşalım o zaman size ballandırarak anlatırım.

 

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Şubat 2017 sayısında yayımlandı.

Lexus, yolculuklara Spotify ile müzik katacak

Yolculukları boyunca Lexus ve müziğin ritmini yaşamak isteyenler, Spotify’ın UM Türkiye ile birlikte Lexus Türkiye için özel olarak hazırladığı mikro sitesinden başlangıç ve bitiş rotalarını seçerek kendilerine özel müzik listesini kolayca oluşturabiliyor.

Pop, Rock, R&B ve Chill Out kategorilerinden sevdikleri sanatçılarla oluşturdukları bu özel çalma listesi yolculukları boyunca kullanıcılara eşlik ediyor. Çalma süresi ise yolun uzunluğuna göre belirleniyor. Hem desktop hem mobil uyumlu olarak çalışabilen mikro sitede dinleyiciler ayrıca "iş çıkışı parti", "hafta sonu rock", "şehirde jazz" ve "işe giderken chill-out" kategorileri altında da sunulan çalma listelerine erişilebiliyor.

Omotenashi (Japon misafirperverlik ruhu) felsefesiyle otomobillerini tasarlayan ve hizmet veren Lexus, Türkiye’de bir ilk olan bu uygulama ile kullanıcı odaklı yaklaşımını bir kez daha gösteriyor. Kullanıcıların araçlarında da kendilerini evlerinde gibi hissetmesini sağlarken, yolculukları daha keyifli ve rahat hale getirmeyi amaçlıyor.

1 dakikalık sevgi dolu bakış…

Evet evet, sevdiğinizi söylediğiniz ama hayatın akışı içinde ihmal ettiğiniz o insana/şeye sevgi dolu bakmak için mesela sadece 1 dakikanızı ayırın. Ama görerek ve hissederek bakın mutlaka.

11 ayın minnoşu Sevgililer Günü’ne bir kez daha ulaştık. Bu sene de kimilerimiz “Biricik olan sensin, üzülme” deyip kendine sarılacak, kimilerimiz de aşık olduğu adama/kadına özel olduğunu hissettirmek için başka hiç gün yokmuş gibi bugünü değerlendirecek. Ama en güzeli, bazılarımızın böyle bir günden haberi bile olmayacak.

Yine de, her yıl ısrarla maruz kaldığımız Sevgililer Günü’nü eleştiri yağmuruna tutmak yerine onu başka açıdan ele alalım ve “Madem hayat sevince güzel, anlat bakalım nasıl güzel?” deyip Şubat kapağımızı sevgili Merve Atılgan’ın ellerine teslim ettik. O da bize kupa kızı-sinek valesi tadında, iliklere işlemiş huzurlu bir sevginin etkilerini gördüğümüz, renkli bir kapakla geldi. Merve’nin gerek hazırladığı kapağa gerekse hayatına ve sanatına ilişkin diğer ayrıntılar her zaman olduğu gibi Inspiration sayfalarımızda.

Başımıza ne geliyorsa sevgisizlikten geliyor sevgili cünyırlar, unutmayın. Yanınızdaki insanı sevin, yaptığınız işi sevin, hayatın karşınıza çıkardığı küçük tesadüfleri, hayvanları, bitkileri sevin. Ama en önemlisi kendinizi sevin (yine de onu çok abartmayın:)). Sevmeyi ihmal etmeyin, sevgisiz ve JR’sız da kalmayın.

Herkese keyifli okumalar:)

Seda Büktel

JR. by Campaign Yayın Yönetmeni

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Şubat 2017 sayısında yayımlandı.