Nisan’dan Mayıs’a İstanbul

Hep A ve B değildir yaşamak, çok bilinmeyenli bir denklemdir çoğu zaman. Seçimler bizi biz yapmaz çünkü genellikle sistem tarafında dayatılan yollardan bizim için en idealini seçmişizdir. İdeallerimizi de çoğu zaman biz belirlemeyiz; aile, çevre, mahalle derken monotonlaşmış hayallerimizi rüyalar gibi yaşadığımızı sanırız. Kötünün iyisi yaşamımızı adam etmeye çalışırken kendimizi geliştiririz, umutsuzluklar içinde yeşertmeye çalışırız.

Sena Hayta
Metin Yazarı, The Others

 

 

Dünyanın en hareketli şehirlerinden birinde yaşamak bu dayatmaların en ağırını bize deneyimletse de kaosun etkinliği bol renklerini de görmezden gelemeyiz. Baharın apartman kapılarını bozan çağrısını duymadan edemeyiz. Şehrin seçenekleri en çok, renkleri en belirgin ve en aldatmacalı zamanı geldi. Gece gittiğin mekan, gündüz yaptığın kahvaltı, birlikte olduğun arkadaşların ya da yeni tanıştığın o kişi senin zaman çizelgene girmiş durumda. Artık hayatın çok başka, dışarı çıkıp yelkenleri suya indirmeye ne dersin? Bulutlar da aradan çekildi nasılsa…

Dışı seni içi beni yakar

Satsan satılmaz, kaçsan kaçılmaz bu canım şehrin, ince ayarına girmek, tüm ayrıntılarını öğrenmek, gizli kalmışları keşfetmek, ritüelleri canlandırmak gerek. Yaşadıkça mahallenin muhtarı, alıştıkça her mekanların müdavimi olduğun İstanbul’da bu ay deneyimleyecek bin bir çeşit etkinlik var. Bu etkinliklere çoğu zaman Facebook’tan “Gidiyorum” desek de yoğunluktan kafayı kaldıramadığımız bu şehrin hakkını nasıl veririm diye düşündüğünüz oldu mu? Kafanız çok karıştıysa aydınlatmak için enteresan bir etkinlik önerisiyle gelebilirim; 25 Nisan’da Joint Idea Kanyon’da Ali Tufan Koç ile Metropolde Nasıl Yaşamalı: İstanbul’un Hakkını Vermek adlı bir oturum gerçekleşecek. Bu oturumda gazeteci Koç ile güzel yöntemler öğrenip belki daha dolu bir programla hayatınıza devam edebilirsiniz. Mesela sokakları keşfetmenin en sportif yolu olan koşu etkinliklerini değerlendirerek asfaltı ağlatmaya ne dersiniz? 30 Nisan’da gerçekleşecek Vodafone İstanbul Yarı Maratonu, Yenikapı’da yağlanan tabanları Eyüp’e kadar sürüklüyor. Bu süreçte sahil şeridindeki Kumkapı, Sirkeci, Eminönü, Fener ve Balat gibi tarih kokan semtler de ciğerlerden içeri çekiliyor. Baharın gelmesiyle canlanan Ahırkapı sokakları, sahili Hıdırellez’in renkleriyle bir kat canlanıyor. Beraberce göbek atmaya, ağaç dallarına bağladığımız dilekleri sabaha karşı denize bırakmaya, tükenmeyen umutları yeşertmeye ihtiyacımız var. Henüz olup olmayacağı kesinleşmese de 5 Mayıs’ta kumaş parçamızı ve dileklerimizi alıp kendi eğlencemizi kendimiz yapmak için kuşanmaya hazırız.

İnleyen nameler

Yine geldi güzelim havalar, yine her gün kadeh tokuşturmak geliyor içimizden. Yaz saati uygulaması artık olmasa da bizim ayarlarımız ve baharın gelmesiyle kemanlarımızın yayları iyice gevşedi. Geçen Sevgililer Gününde Enza Home reklamlarıyla sanki yeni çıkmış gibi birden yeniden popüler olan Simply Falling şarkısı ile gönlümüze taht kuran Iyeoka 20 Nisan’da yeniden İstanbul’da. Aşık olmaya müsait bu havalarda kulağımıza fısıldanın güzel birkaç parça hiç fena olmayabilir. 25 Nisan’da ise Gürültü Sanatı etkinliği ile İTÜ MİAM kapılarını perküsyon severlere açıyor. Perküsyonun alışılmış sokaklarından çıkıp, ara sokaklarda keşifler yapılacağı bu etkinlik, müzik etkinlikleri arasında farklı bir seçenek olarak yer alıyor. Her sene yılın ilk açıkhava festivali olarak açılış yapan Parkfest yine geleneği bozmadı, 13 Mayıs’ta alışıldık yeri KüçükÇiftlik Park’ta müziğin sesini “bi’ tık” daha açıyor. Bu sene efsane müzik grubu UNKLE’ın tahta oturduğu festivalde, yerli ve yabancı sanatçılar da yer alıyor. Açık havada müziğe doyamayanları ise şehir 14 Mayıs’ta Kilyos’un güzel alternatiflerinde biri olan KAFES kıyısına çağırıyor. Her geldiğinde mekanları ve alanları tıklım tıklım dolduran başarılı DJ/producer Solomun bu sene Kilyos’un açılışını yapıyor. Solomun’la beraber Murat Uncuoğlu ve Alican da performans gösterecekler arasında. Warm-up’ı da after’ı da dolu dolu geçecek, akşamdan sabaha bağlanacak bu geceyi kaçırmak pek akıl karı değil.

Bakmak ve görmek

Çoğu zaman baktığımızı göremediğimiz, hızından gözlerimizi kamaştıran İstanbul’da sanatsal faaliyetlerde bulunmak istememin en büyük nedeni bir sakinlik yakalayabiliyor olmak. Özellikle sinemada telefonlardan uzaklaşmanın verdiği hafiflik hissi gibisi yok. SALT Galata’da gerçekleşen Perşembe Sineması serisinin 20 Nisan’daki konuğu “A Single Man” oluyor. Tom Ford’un ilk uzun metrajlı filmi olan bu büyüleyici filmi izlemeyenler için bu seans biçilmiş kaftan. Es vermemize yarayacak diğer bir etkinlik ise 26-30 Nisan arasında gerçekleşecek Mamut Art Project. Bu sene 5.’si gerçekleşen MAP, farklı alanlardaki sanatçılara kendi idareleri ile yürütebilecekleri alanlar sağlayan samimi bir oluşum. Olaylara başkalarının gözünden bakmak, dünyayı görerek, anlayarak tanımak için birçok eserin bir araya geleceği KüçükÇiftlik Park’ta, şehrin içinde ama şehirden uzak bir deneyim yaşayabilirsiniz.

Yakınlarda uzak lezzetler

Artan sponsorlu fitness reklamları, sağlıklı öğün paylaşımları ve tabii ki ilkbahar-yaz koleksiyonları. Üşürken bizi ısıtan biricik yağlarımız ve mesaileri mutlu kılan fast-food tabanlı yeme alışkanlıklarımızın bizi bırakması biraz uzun sürecek. Spor ekipmanlarımızı alt raftan alıp üste koyma vakti geldi ancak o kışlıklar bazanın altına girene kadar biricik aşkımız karbonhidratları bırakmayacağız. Bu ay keşfettiğim 2 restoranı “dengeli” bir şekilde tüketmek şartıyla denemekte fayda var. Ama sonra dengeniz bozulursa kimseyi de suçlamayın, “Göbeğinizi de alıp gidin” derim. Gün geçtikçe daha güzel motifler eklenen canım semtim Pangaltı’na geçen ay açılan Zucca Pizza, gönlüme ve mideme taht kurdu. İsmini balkabağından alan Zucca’da balkabağı sosu yanı sıra nefis klasik domates soslu pizzaları odun ateşinde mükemmel bir şekilde pişiriliyor. Sadece pizza değil deniz komşumuz İtalya’nın diğer bir lezzeti olan makarnalarıyla da övünen mekan küçücük, sıcacık ve çok güzel zaman geçirmelik bir yer olmuş. Diğer bir keşfim ise SushiCo’nun yeni uzantısı BunCo. Çin kültüründe buharda pişmiş mini ekmeklerle yapılan sandviç olan bun, güzel bir sokak lezzeti alternatifi. Nişantaşı’da yol üstü bir mekan olarak hayata geçen bu mekanda hızla ve güzelce karnınızı doyurabilirsiniz. Çok sıcak, çok minnoş ve çok lezzetli bu mini atıştırmalıklardan 2 tane yiyip de kendini iyi hissetmeyen biri görmek zor olabilir.

Bir türlü bitmeyen soğuk havalar ve ince giyinip sonra da şifayı kapan bizler için artık rahatlama vakti geldi. İşlerden başı kaldırabilir, akan hızlı zamanı bükmenin bir yolunu bulursak, İstanbul’un hakkını vermemek için hiçbir neden yok. Hadi, yazın provası için sokaklar bizi bekler…

 

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Nisan 2017 sayısında yayımlandı.

 

No comments yet! You be the first to comment.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir